bayrağa saygı göstermek amacıyla yapılan davranışlar
Nefesegzersizi ile zayıflayanlar kadınlar kulübü. Volvo s60 yeni kasa türkiyeye ne zaman gelecek. yılı Amerika yapımı Patron Bebek adlı Komedi, Aile, Animasyon türündeki Türkçe Altyazılı, Türkçe Dublaj filmi tek parça online Full HD p izle
Fizyonomi Saygı, Zeka, Pareidolia, Kan G, Obskürantizm. Eren Yerlikaya. @byerenyerli. Siyaset · 11ay. Avrupa da ki genç den Afgan erkeklere dair bir makale Herkesin okuması gereken bir yazı! Özellikle kadınların ve gençlerimizin. Üşenmeyin okuyun makaleyi! Üşenenler en alttaki son paragrafı okusalar yeter.
BayrağaSaygı - Yerinizde Pozitif Köpek Eğitim Merkezi Bayrağa Saygı
PROTOKOLVE GÖRGÜ KURALLARI Arif DEDE Eğitim Uzmanı İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğü * * ARİF DEDE
BilimselAraştırmalarda Etik Dışı Davranışlar. 30 Ocak 2021. Yazımızda bilimsel araştırmaların olmazsa olmaz konusu etikten bahsedeceğiz. Etik, bir cümleyle tanımını yapıp tamam budur deyip geçebileceğimiz bir konu değil. İşin içine kişinin vicdanı, karakteri, ahlakı da giriyor. Bilimsel araştırma yapmak için
Comment Reussir Une Premiere Rencontre Avec Une Femme. 1834 Son Güncelleme 1402 Bursa'da faaliyet gösteren 50 sivil toplum kuruluşunun düzenlediği 'Bayrağa Saygı Buluşması'na katılan yaklaşık 3 bin kişi, ellerindeki bayraklarla Türk bayrağına yapılan saldırıya tepki gösterdi. Antalya Antalya'da da benzer yüryüşler düzenlendi. Yörükler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen 'Bayrağına sahip çık' mitingine 5 bin kişi katıldı. Tekirdağ Tekirdağ'da düzenlenen yürüyüşte de, yine binlerce kişi caddelerdeydi. Tunceli Tunceli Valiliği'nin düzenlediği 'Bayrağa Saygı' yürüyüşüne, yaklaşık 5 bin kişi katıldı. Hastane Caddesi Cumhuriyet Lisesi önünde toplanan vatandaşlar, Türk bayraklarıyla 'Bayrağa uzanan eller kırılsın', 'Şehitler ölmezvatan bölünmez', 'Yaşasın Cumhuriyet' sloganlarıyla yürüdü. Burada, saygı duruşunda bulunan ve İstiklal Marşı okuyan yürüyüşçüler, daha sonra Celal Doğan Parkı'nda halay çekti. Çanakkale Çanakkale'nin Gökçeada İlçesi'nde düzenlenen tepki yürüyüşünde de çeşitli sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda vatandaş, Türk Bayrağı'na yapılan saygısızlığı protesto etti. Yaklaşık iki bin kişinin ellerindeki Türk bayraklarıyla katıldığı yürüyüş, Kaleköy yolundan başlayarak Cumhuriyet Meydanı'nda son buldu. Trabzon Atatürk Üniversitesi Mezunları Derneği'nce Trabzon'da düzenlenen 'Türk bayrağına saldırıyı kınama' yürüyüşüne ise, Trabzon Cumhuriyet başsavcısı Burhan Çobanoğlu, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Özen ve sivil toplum kuruluşları ile 5 bin civarında vatandaş katıldı. 'Bayrağın altında doğduk, gerekirse bayrağın dibinde ölürüz', 'bayrak bizim en kıymetli hazinemizdir' gibi pankartların taşındığı yürüyüş sonrası KTÜ'de okuyan bir öğrenci tarafından terör örgütü PKK'nın bayrağı yakıldı. Yürüyüşte, 'bayrağa uzanan eller kırılsın', 'bayrak bizim canımız gerekirse ölürüz', 'şehitler ölmez, vatan bölünmez' gibi sloganlar atılıp tekbir getirildi.
Kütahyalılar Bayrağa Saygı İçin Yürüdü - Türkiye'nin en kapsamlı haber sitesi. Son dakika haberleri ve en güncel haberler Son Dakika Haberler© 2022
Ulaşım 0932Okuma Süresi 0140 dakikaBursa Büyükşehir Belediyesi, tüm toplu ulaşım araçlarının yönetmeliğe uygun hale getirilmesi amacıyla uygulama ve denetimlere Burulaş ve Özel Halk Otobüslerinin yönetmeliğe uygun hale getirilmesi çalışmalarını, araçlardan Türk Bayrakları sökülüyor' şeklinde gerçek dışı ifadelerde çarpıtmaya çalışanlara Büyükşehir Belediyesi'nden yanıt geldi. Türk Bayrağı Kanunu'nun belirttiği esaslara uymayan bayrakların kaldırıldığı ve kanuna uygun olarak araç dışı bayrak uygulamasına geçileceği Büyükşehir Belediyesi, Burulaş ve Bursa Özel Halk Otobüsçüleri Odası'nın kararı doğrultusunda tüm toplu ulaşım araçlarının yönetmeliğe uygun hale getirilmesi amacıyla uygulama ve denetimlere başladı. Uygulama kapsamında araç içi ses sistemleri, iç ışıklandırmalar, perdeler, görüşü kapatıcı ve engelli erişimini önleyici tüm iç ve dış aksesuarlar, trafik güvenliğini etkileyen havalı kornalar, cam filmleri, jant aksesuarları ve türevleri gibi uygulamaların tamamı sökülürken, 449 araç toplu taşıma yönetmeliğine uygun ve güvenli hale yeniden düzenleniyorAyrıca uygulama kapsamında araç içi ve dışında bulunan Türk Bayraklarının da 2893 sayılı Türk Bayrağı Kanunu'na uygun olup olmadığı denetleniyor. Bayraklar Kanununun 7'inci maddesinde; “Türk Bayrağı, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk veya layık olduğu manevi değeri zedeleyecek herhangi bir şekilde kullanılamaz. Resmi yemin törenleri dışında her ne maksatla olursa olsun, masalara kürsülere, örtü olarak serilemez. Oturulan veya ayakla basılan yerlere konulamaz. Bu yerlere ve benzeri eşyaya Bayrağın şekli yapılamaz” denilirken, bu maddeyi ihlal eden bütün Türk Bayrakları araçlardan söküldü. Kanuna uygun Türk Bayraklarının araç dışlarına standart şekilde uygulanması projesine iddialarYönetmeliğe uygun olmayan kişisel eşyalarının kaldırılmasından memnun olmayan bazı araç sahipleri, konuyu Türk Bayrağına saldırı' şeklinde mesnetsiz ve gerçek dışı beyanlarla sosyal medya üzerinden paylaşırken, Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan açıklamada uygulamanın Türk Bayrağı'na saygı için yapıldığı belirtildi. Açıklamada; “2893 sayılı Türk Bayrağı Kanunu'nun belirttiği esas ve usullerine uygun olarak araç içinde ve dışındaki Yönetmeliğe uygun olmayan, kişisel aksesurlarının kaldırılmasından memnun olmayan bazı araç sahipleri ve bu durumdan faydalanmak isteyenler Türk Bayrağı üzerinden siyaset devşirmeye ve kamuoyunu yanıltmaya yönelik ithamlarda bulunmaya çalışmışlardır. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Burulaş'ın itibarını hepimizin en hassas olduğu Bayrak konusu üzerinden zedelemeye çalışan bu mesnetsiz ve gerçekliği olmayan açıklamaları ve bu açıklamaları yapanları esefle kınıyor ve itibar zedeleme amacıyla yapılan bu çirkin siyasetin Türk Bayrağı üzerinden yapılması adına utanç duyuyoruz” görüşlerine yer toplu ulaşımBurulaşÖzel Halk Otobüsleri
KENAN KAPLAN Genel Başkan Değerli basın mensupları, çerkes halkının ve Türkiye halklarının saygıdeğer temsilcileri, partimizin düzenlemiş olduğu tanıtım ve bilgilendirme toplantısına hoş geldiniz, şeref verdiniz. Partimiz 15 Ağustos 2014 tarihinde kuruluş dilekçesi içişleri bakanlığına verilerek resmen kurulmuş ve Türkiye’nin siyasal yaşamındaki saygın yerini almıştır. Öncelikle partimizin ülkemize ve Türkiye Halklarına hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Konuşmama kültür, medeniyet kavramları ve bu kavramlarla etnik kimlik arasındaki ilişkiyi ele alarak başlamak, daha sonra da bu ilişki üzerinden, halkımıza uygulanan asimilasyon politikalarını ele almak istiyorum. Bildiğiniz gibi her kültür bir halka aittir. Kültür, bir halkın tarihine, ahlakına, örfüne sanatına, diline ve dinine bağlı karakteristik unsurların bileşkesidir. Halkların kültürleri; mensuplarına, mensubiyet şuuru, özel bir kimlik kazandırma, bütünleşmiş kılma, yaşanan çevreyi ve şartları kendi hedefleri doğrultusunda değiştirme arzu ve iradesini kazandırır. Kültür ile medeniyet kavramlarını birbirine karıştırmamak gereklidir. Medeniyet ferdi bilgilere, gelişmeye, ilim ve tekniğe dayanan, konforu ve yaşama imkânlarını arttırmayı hedef alan, milli rengi olmayan faaliyet ve eserlerdir. Kültür duygulardan, medeniyet bilgilerden oluşur. Medeniyetin milliyeti yoktur. Aklın ve ilmin doğurduğu bir birikimdir. Medeniyet halkların birbirlerine benzer ve aynı olan taraflarını, kültür ise onları birbirlerinden ayıran taraflarını temsil eder. Kültürü tarif ederken, maddi ve manevi olarak ayırmakta yarar vardır. Maddi kültür, teknik araç ve gereçler, makine, üretim araçları ile mekâna bağlı ihtiyaçlardır. Kullanım sıklığına ulaşınca medeniyet kavramı sahasına girerler. Manevi kültür ise, bir halkı diğerlerinden ayırt edebilme imkânı veren örf ve adetler, ortak davranışlar, değer hükümleri, ahlak anlayışı, sosyal normlar, zihniyet ve sosyal denetim tezahürleridir. Maddi ve manevi kültürün unsurları genellikle bir arada ahenkli ve dengeli olarak bulunurlar. Kültür bir topluma teşvik, tembih, tahrik, takdir, sınırlamalar ve model olanı gösterme yolu ile ’özel bir kimlik’’ kazandırır, mensubiyet şuuruna sebep olur. Bu kimlik kazandırış, mensubiyet şuuru sahipliği, bir insanı bir taraftan geçmişteki insanlara ’atalara’’, bir taraftan yaşadığı yahut çeşitli sebeplerle ayrı kaldığı insanlara, bir taraftan da gelecek nesillere bağlar. Kültür asimile olduğunda ise geçmiş ile gelecek arasındaki bağlar kopar. Devlet kuramamış veya bağımsız bir devlete sahip olmayan halklarda da bir kültür vardır; hatta bu halklarda kültüre ait savunma mekanizmaları daha özel ve daha kuvvetlidir. Devletin yerine geçen özel dayanışma ve gizli liderler ile cemaatleşmeye bağlı sosyal denetim, kültürün varlığı, devamı ve bütünleştiriciliği konusunda fazlaca etkili olmakta ve yeterli olmamakla birlikte, çözülme ve yabancılaşma önlenebilmektedir. Kültür unsurlarının, topluma ait kimlik ve mensubiyet şuurunun rahatça ifade edilmesine ve mensupları karşısında özel bir yer ve güç kazanmasına kültürün bağımsızlığı adı verilmektedir. Bir halkın varlığını yaşatabilmesi ve geleceğe taşıyabilmesi ile kültürün bağımsızlığı doğru orantılıdır. Ferdin ve halkın çözülmesini ve yabancılaşmasını önlemek için kültür konusunda planlı ve örgütlü müdahalelere ihtiyaç olduğu açıktır. Bir halka ait kültürün başındaki ’milli ’’ kelimesi o halka ait, o halka uygun, o halka mensup demektir. Mecburi ve zoraki kültür değişmeleri bir halkın varlığına yönelmiş bir saldırı çeşididir. Bu tür saldırılar genellikle hâkim kültürün müdahaleci, asimilasyoncu devlet anlayışından doğarlar ve kültür emperyalizmi yoluyla kültürel değerleri yıpratarak, kültür dokusunun beyni durumunda olan dil üzerinde bir takım zorlamalar yaparak kültürü yıpratmayı ve ortadan kaldırmayı amaçlarlar. Yabancı kültürün yayılması ve yerleşmesi zihin değişmesinden davranış değişmesine olduğu gibi bazen davranış değişmesinden tavır değişmesine doğru olmaktadır. Bu tür değişme genellikle mecburi kültür değişmesi meydana getirmek isteyen asimilasyoncu devlet anlayışının idarecilerinin başvurdukları bir yoldur. Eğer bir halk kültürüne daha açıkçası varlığına yönelik bir asimilasyonla karşı karşıya ise ortada çok önemli bir sorun var demektir. Böylesine önemli bir sorunu çözmeye yönelik çalışmalarda – strateji üzerinde önemle durulmalı, – bir bilinç yaratılmalı, bu bilinç yaygınlaştırılmalı, – çalışma için duygusal bir istek uyandırılmalı, – topluma çeşitli çözümler sunulmalı, – çeşitli çözümlerin çatışmaları belirlenmeli, – durum çeşitli çözümler açısından incelenmeli, – sorun herkesin katılacağı şekilde tartışılmalı, – çözümler birleştirilmeli, – bir uzlaşma sağlanarak harekete geçilmeli ve – sorun siyasal alana yansıtılmalıdır. Eğer Çerkes Halkı olarak Dünyadaki ve Türkiye’deki değişimi görmez ve ayak uyduramazsak, ortak payda oluşturup ortak paydaları ön plana çıkaramazsak, ortak hedefler belirleyip biz duygusunu yaratamazsak, bir siyasi yapı etrafında bütünleşemezsek karşı karşıya olduğumuz varlığımıza tehdit eden, asimilasyon girdabından kurtulmamız mümkün olmayacaktır. Etnik kimliğin yaşatılmasında kültürün önemini, kültürel asimilasyonun yıkıcı etkilerini ve yapılması gerekenleri bu şekilde açıkladıktan sonra, şimdi de Çerkes Halkının yaşadığı asimilasyon sürecini, bu sürecin dilimizi, kültürümüzü, etnik kimliğimizi nasıl etkilediğini ortaya koymak, ardından da bu gerçekler ışığında partileşme sürecimizi anlatmak istiyorum. 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılışı ile yeni bir devlet kuruluyor, 19 Kasım 1920’de hazırlanmaya başlanan Anayasa 20 Ocak 1921 günü yapılan oylamayla kabul ediliyordu. 1921 Anayasası azınlıklar açısından özgürlükçü bir anayasaydı. Ancak, 1923 yılında Türkçü dünya görüşüne sahip olan İttihatçılar, yaptıkları darbeyle meclisi ele geçiriyor, misyonu tüm halkları yok sayarak ’Türk Ulusu’’ inşa etmek olan yeni bir anayasa hazırlayarak, 20 Nisan 1924’te meclise kabul ettiriyorlardı. Böylece ulus devlet anlayışı devlet ideolojisi haline geliyor ve Türkiye Halklarına yönelik asimilasyon politikaları, acımasızca uygulanmaya başlıyordu. Bu asimilasyon ve sindirme politikalarının en büyük mağdurlarından biri de Çerkes Halkı oluyordu. – 150’likler listesinin üçte ikisi Çerkeslerden oluşturuluyor, – Ethem Bey’in isminin başına hain sıfatı getirilerek etnik Çerkes kimliği itibarsızlaştırılıyor, – Güney Marmara Çerkes köyleri doğuya sürgün ediliyor, – Çerkesçe eğitim veren okullar kapatılıyor, – vatandaş Türkçe konuş kampanyaları jandarma dipçiğiyle hayata geçiriliyor, – soyadları değiştiriliyor, – köy adları değiştiriliyor, – tek tipleştirici ulusalcı eğitim anlayışıyla çocuklarımız kimliklerinden soyunduruluyor ve – Çerkes Halkı gönüllü asimile olmuş halklar arasında zikrediliyordu. 2000’li yıllara gelindiğinde başlayan Avrupa birliği süreci ve demokratik açılım süreçleri Türkiye halklarında ve farklı toplumsal kesimlerde bir hareketlilik ve umut yarattı. Ancak, kısa süre sonra anlaşıldı ki bu süreç alevi-sünni, Kürt-Türk ekseninde kurgulanmış bir süreçti ve içinde Çerkesler ve diğer Türkiye halkları yoktu. Demokratik açılım paketleri peş peşe geliyor, ancak, Aleviler ve Kürtler dışında hiçbir unsur yer almıyor, Çerkesler görmezden geliniyordu. – Kürt ve Alevi çalıştayları yapılıyor, – Kürtçe, Arapça televizyon kanalı açılıyor, – Çerkesler ve diğer halklara yine yok muamelesi yapılıyordu. Derken milli birlik ve kardeşlik projesi denmeye başlandı. Ancak, Çerkesler ve diğer halklar bu projede de yoklardı. Sonunda bu süreçlerin hepsinin yerini çözüm süreci denen süreç aldı ve Türkiye’nin etnik kimlik sorunları ve talepleri sadece Kürt etnik kimliğine indirgendi. Devlet ve siyasi iktidar silahlı Kürt siyasi hareketiyle müzakerelere başladı. Çerkesler başta olmak üzere Türkiye Halklarının umutları tükenmişti. Çerkes Halkı artık bir yol ayrımına gelmişti. Anadili, kültürü, etnik kimliği can çekişiyordu. Asimilasyon süreci nerede ise tamamlanmak üzere idi. – Ya kaderine razı olarak bu coğrafyada yok olup gidecek – ya da varlığını yaşatma, geleceğe taşıma ve kendi kimliğiyle eşit vatandaş olma iradesini ve kararlığını ortaya koyacaktı. İşte bu gerçeği idrak eden Çerkes Halkının bir kısım evlatları bir araya gelerek Çoğulcu Demokrasi Hareketini oluşturdular. – İl ziyaretleri yaparak Çerkes sivil toplum kuruluşlarıyla görüş alışverişinde bulundular, – Ortak çalışma zemini oluşturmaya çalıştılar. Yapılan bu çalışmalardan çıkan sonuç; kültürel örgütlenmelerimizin, tüm fedakarlıklara rağmen, dilimizi, kültürümüzü, etnik kimliğimizi korumak, varlığımızı geleceğe taşımak için yeterli olmadığı noktasında idi . Çünkü Çerkes sorunu siyasi bir sorundu, taleplerimiz de siyasi taleplerdi. Çoğulcu Demokrasi Hareketi bir yıllık çalışma ve istişare süreci sonunda, Çerkeslerin varlık mücadelesinin ancak siyasi bir örgütlenmeyle, tabanın siyasallaştırılarak, kimlik bilinci oluşturulmasıyla hedefine ulaşabileceği gerçeğini gördü ve Çoğulcu Demokrasi Partisinin kuruluşuna karar verildi. İnanıyoruz ki, siyasal sistem içinde var olmadan, etkinlik sağlamadan, yapılan kültürel çalışmaların dil, tarih, alfabe topluma yansıması, uygulama alanı bulması mümkün değildir. Çözüm, siyasal sistem içinde, etkin bir aktör olmaktan geçmektedir. Türkiye’de her Çerkesin kendi kendisine sorması gerekiyor, ’ Türkiye’de kendi dilimiz ve kimliğimizle yaşamak gibi bir derdimiz var mı?” Yoksa bu talebi oluşturmak ve bu talebe siyasal sistem içinde meşruiyet kazandırmanın mücadelesini vermek gerekiyor. İşte bu talebi oluşturup bu talebe siyasal sistem içinde meşruiyet kazandıracak siyasi yapı Çoğulcu Demokrasi Partisidir. Bazı kardeşlerimiz, demokrasinin ve insan haklarının gereği olan anadilde eğitim talebimizi bölücülükle eşdeğer görüyorlar. Hâlbuki dünyanın tüm demokratik ülkelerinde, anadili eğitimi demokratik bir hak olarak kabul görmüş, bunun sonucu olarak anadilin kullanımına ilişkin Birleşmiş Milletler Teşkilatı, UNESCO, AGİT ve Avrupa Konseyi çerçevesinde anadilinin kullanımını ve anadilinde eğitime ilişkin sözleşme ve bildirgeler hazırlanmıştır. Bu sözleşme ve bildirgelerin altına gerçek demokrasi ile yönetilen tüm üye ülkeler imza atmış, azınlık dillerinin ve kültürlerinin yaşamasını teminat altına almışlardır. Şimdi demokratik ülkelerde ki ana dili eğitimi uygulamalarını ele alarak Türkiye dışındaki ülkelerin, etnik azınlıkların anadili sorunlarını nasıl çözdüklerini görelim 1 – Birden fazla resmi dili olan ülkeler İsviçre Roman dili, Fransızca, Almanca ve İtalyanca 2 – Resmi Dillerin Dışındaki Diğer Yerli Dillerin Kullanımına Özel Hukuk Tanıyan Ülkeler İngiltere Galler Dili Fransa Kostarika Dili, İspanya Bask Dili, Belçika Flemence, Almanca Hollanda Frezence, Norveç Sami Dili, ABD İspanyolca Sisteme göre devlet her vatandaşın tüm haklara sahip olduğu savından hareket etmekte, ya azınlıklara mensup kişilerin farklılıklarına saygı göstermek amacıyla ya da uluslararası antlaşmalarla mutabık kaldığı üzere, bu vatandaşlarına bazı ek haklar sağlamaktadır. Şimdi bu sistemi uygulayan İngiltere, Fransa ve İspanyadaki uygulamalar ele alalım İNGİLTERE Galler ve Kuzey İrlanda Örnekleri Resmi dili İngilizce olmakla birlikte isteyen veli, çocuğunu Galler dilinde eğitim yapan ilk ya da ortaokula gönderebiliyor. Aynı şekilde, Katolik İrlanda da eğitim alanında İngilizce Resmi dil olmakla birlikte bir çok okulda İrlanda dili öğretilebilmektedir. FRANSA Korsika ve Yeni Kaledonya Örneği 1992 Anayasasının 2. Maddesi Cumhuriyet dilinin Fransızca olduğunu belirtmiştir. Ülkede yaklaşık 25 başka dil konuşulduğu söyleniyor. Fransa’nın uyguladığı dil politikası karma sistemdir. Fransa, ülkede konuşulan bazı dillere Fransızcadan farklı bir hukuki statü tanımıştır. Bunun dışında bazı yörelerde ÖZERK BÖLGE STATÜ POLİTİKASI uygulanmaktadır. 1975 tarihli Haby yasasının 12 maddesine göre tüm eğitim sürecinde yerel dil ve kültür hakkında eğitim verilebilir. Özerk statüsü bulunan Korsika’da halkın %98’i hem Fransızca hem de Korsika dilini kullanırlar. 2004 yılından itibaren Korsika dili resmi dil olmuştur. 1984 yılında ise Kaledonya ile ilgili yasa kabul edilmiş, yerel dillerin okutulmasının önü açılmıştır. İSPANYA Bask Ülkesi Örneği İspanya devleti kimi yetkilerini yerel hükümetlere devretmiştir. Ülkede 17 özerk topluluk vardır. İspanya anayasasına göre; Katalan, Bask ve Galler dilleri konuşuldukları bölgede ortak resmi dil sayılmaktadır. BÖLGE DİL AYIRIMI UYGULAMASI Aynı bölgelerde farklı dil uygulamanın ya da kültürlerin toprak esasına göre birbirinden ayrılması politikasının amacı, bazı kültürleri ve dilleri birbirinden ayırarak korumak, sürtüşmeleri ve toplumsal gerginliği ortadan kaldır maktadır. Bu uygulamayı yapan ülkeler HOLLANDA Bu ülkede iki yerli halk yaşamaktadır. Hollandalılar ve ülkenin kuzeyinde yaşayan Frezenler. Eğitim Hollanda dilinde ve Frezen dilinde yapılmaktadır. Ayrıca Frezenler Hollanda dilini de yabancı dil olarak öğrenmektedir. NORVEÇ Bu ülkede iki yerli halk yaşamaktadır. Norveçliler ve ülkenin kuzeyinde yaşayan Samiler. Norveçlilerin yaşadığı ili ile eğitim bölgelerde Norveç dilinde, Sami bölgelerinde ise Sami dilinde eğitim verilmektedir. BELÇİKA Belçika üç bölgeye ayrılmış üç toplumlu bir devlettir. Bu topluluklar Fransız, Flaman ve Alman dili topluluklarıdır. Bölgeler de Valon, Flaman ve Bürüksel bölgeleridir. Merkezi devlet yetkilerinin 0/0 42’sini bölgelere ve topluluklara devretmiş durumdadır. Toplulukların altı büyük yetki alanı vardır. Bunların dillerin kullanılışı, kültürel konular, eğitim, işbirliği, bilimsel araştırma, maliye, sosyal hizmetlerdir. Bölgelerde ise, bölge dilleri tek resmi dildir. İdare, yargı, eğitim, resmi ilanlar, işaretler, resmi dille ifade edilir. İki resmi dil bulunan Brüksel’de Fransızca ve Flamanca iki dilliliği merkezi idare dahil, tüm kent kurumları ve sokak işaretlerinde titizlikle uygulanır. Hatta memurlar bile 0/0 50 oranında dağıtılır. Veliler çocuklarını kent içinde oturdukları komünlere göre Fransızca ya da Flamanca okuluna göndermektedir. Tüm Bürüksel okullarında Fransızca konuşanlar Flamanca, Flamanca konuşanlar ise Fransızca öğrenmek zorundadır. İSVİÇRE Ülkenin resmi dilleri ve ulusal dilleri Almanca, Fransızca ve İtalyancadır. Ayrıca Romans dili de ulusal dildir. Eğitim o kentin resmi diline uygun olarak yapılır. Milli Eğitim bakanlığı yoktur. Her kanton eğitim alanında özerktir. KURUMSAL ÇOK DİLLİLİK Birden Fazla Resmi Dili Bulunan Devletler Bu sisteme göre, Kamu sektörlerinde parlamento, kamu idaresi, yargı, eğitim kurumsal olarak çok dillilik uygulanır. KANADA 1982 Anayasasına göre Kanada’nın resmi dilleri Fransızca ve İngilizcedir. Bu diller, parlamento ve hükümette eşit hak ve imtiyazdan yararlanırlar. Anayasa, talep eden tüm Kanada vatandaşlarına Fransızca ya da İngilizce eğitim verilmesini öngörür. Evet, Herhalde bu örnekler ve uygulamalar, anadilde eğitim talebinin bölücülük olmadığını tam tersine demokrasinin ve insan haklarının bir gereği olduğunu kanıtlıyor diye düşünüyorum. Değerli Konuklar, Konuşmamın bundan sonraki bölümünde Çoğulcu demokrasi partisinin amaçlarını ve hedeflerini ele alacağım. ÇDP Çerkes Halkının Türkiye Cumhuriyeti ve coğrafyası içinde kendi dili, kültürü ve etnik kimliğiyle eşit bir halk olma, varlığını geleceğe taşıma, iradesini güçlü bir şekilde ortaya koymasının somut bir sonucu olarak kurulan ve 38 kurucusundan 37 tanesi Çerkes 1 tanesi Laz olan ’ çoğulcu demokrasi ’ anlayışını savunan bir siyasi partidir. Açıkça ilan ediyoruz ki ÇDP hiçbir ideolojinin, hiçbir siyasi partinin, hiçbir baskı gurubunun projesi ya da uzantısı değildir. ÇDP kimden gelirse gelsin Türkiye’nin demokratikleşme sürecini ve istikrarını akamete uğratacak her türlü eylem ve söylemi karşıdır. ÇDP’ ye göre Türkiye’nin etnik sorunlarının yanı sıra Türkiye’de iç barış ve istikrarın sağlanabilmesi için acilen çözülmesi gereken en önemli sorunlardan biri de ’ Alevi Sorunudur’’. ÇDP Alevi sorununun çözümü noktasında Alevilerin kendilerini tanımladıkları şekilde kabul görmelerini ve taleplerinin anayasal güvence altına alınmasını savunur İçinden geçtiğimiz süreçte Devlet ve AKP iktidarı farklı dinamiklerin zorlamasıyla yavaş yavaş demokratikleşmeye, ülke tarihi ile yüzleşmeye, etnik ve dini sorunlarını çözmeye çalışıyor. Ancak, AKP iktidarının Türkiye’nin etnik sorunlarını sadece Kürt sorununa indirgeyerek çözmeye çalışması, diğer halkları ve taleplerini görmezden gelmesi, son derece tehlikeli bir yaklaşımdır. Bu uygulama halklar nezdinde silahlı mücadelenin muhatap kabul edildiği, demokratik mücadelenin kabul görmediği algısını yaratacaktır ki, bu da Türkiye Halklarında yeni kırılmalara yol açacaktır. ÇDP bu süreçte Çerkes sorununu Türkiye kamuoyunun, siyasetin, devletin ve hükümetin gündemine taşıyacak, Çerkes Halkının taleplerinin hayata geçene kadar yılmadan çalışacaktır. Türkiye’nin etnik kimlik sorunları tüm halkları kapsayan bir paket olarak ele alınmalı, tüm halkların temsilcilerinden oluşan akil adamlar heyeti oluşturulmalı ve hazırlanacak raporlar doğrultusunda bir çözüm süreci işletilmeli idi. Bugünkü akil adamlar heyeti ise sadece Kürt sorununa endeksli bir heyettir. İşletilen süreç ise sadece Kürt sorununa endeksli bir süreçtir. Kürt siyasi hareketi de bu süreçte bir taraftan tüm Türkiye halklarını temsil ettiğini iddia ederken diğer taraftan devletle yaptığı pazarlıkları sadece Kürt halkının sağlayacağı kazanımlar üzerinden yürütmektedir. İşte tam da bu noktada partimizi bölücü hatta Kürtçü olmakla itham edenlere cevap vermek gerekiyor ÇDP, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saygılıdır, ancak Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasını sadece Türk etnik unsurunun vatanı olarak değil, tüm Türkiye halklarının ortak vatanı olarak kabul eder. ÇDP bayrağa saygılıdır ancak bayrağı Türk etnik unsurunun kurduğu bir devletin bağımsızlık sembolü olarak değil, Türkiye halklarının kurduğu ortak devletin bağımsızlık sembolü olarak kabul eder. ÇDP Türkiye coğrafyasını Türk etnik unsurunun vatanı olarak değil, Türkiye halklarının ortak vatanı olarak kabul eder. Bu nedenledir ki ÇDP, ulus devlet ideolojisine biat etmeyen Çerkeslerin ve Türkiye Halklarının partisidir. Diline, kültürüne, etnik kimliğine sahip çıkmak bölücülük değil, tam tersine insanlık onuruna sahip olmanın bir gereğidir. ÇDP Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde tüm demokratik insan haklarına saygılı siyasi yapı ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği iş birliği halinde olacaktır ÇDP pazar yapmış herhangi bir ideolojinin partisi değildir; tüm farklı dünya görüş ve inançlarına sahip insanların ortak olarak demokrasi ve insan hakları mücadelesi verebilecekleri bir siyasi platformdur. ÇDP tüm Türkiye halklarını eşit olarak görür, hepsine karşı aynı sevgi ve saygıyı gösterir, hepsinin demokratik hak taleplerinin yılmaz savunucusu olacaktır. ÇDP Tüm halkların varlıklarını koruyabilmeleri için gerekli demokratik ortamın oluşması için tüm gücüyle çalışacaktır.. ÇDP Çerkes Halkını demokratik açılım ve çözüm sürecinin bileşeni haline getirerek, Çerkes Halkının sorunlarını çözmeyi amaçlayan bir siyasi harekettir. ÇDP Çerkes halkı adına seslendirdiği tüm demokratik hak taleplerini aynı zamanda tüm Türkiye halkları adına talep eden bir siyasi harekettir. ÇDP Türkiye Halklarının sorunlarının çözümü noktasında ezilen, mağdur edilen, yok sayılanların yanındadır. Sosyal medyada, kendi kimliğini inkâr ederek ÇDP’yi bölücülük ve Kürtçülükle suçlayan asimilasyon mağduru Çerkes Kardeşlerimizi de etnik kimliklerine sahip çıkmaya davet ediyoruz. Gelin Suriye’de, Ürdün’de Arap, Türkiye’de Türk olmaktan vazgeçin. Sizin atalarınız Ruslarla dillerini, kültürlerini, etnik kimliklerini korumak için savaştılar, soykırıma uğradılar, sürgüne tabi tutuldular. Şimdi sen nasıl olur da etnik kimliğini inkâr ederek kendini başka bir kimlikle tanımlarsın. ÇDP, – Çerkes Halkının etnik kimliğiyle eşit vatandaş olması, – devlet eliyle 7/24 yayın yapan Çerkesce televizyon ve radyo kanalları açılması, – devlet eliyle Çerkes kültür merkezleri açılması, – devlet okullarında Çerkesce anadili eğitimi yapılması, – Çerkes kimliğinin anayasal teminat altına alınması taleplerini gündeme getirip, hayata geçirilmesini sağlamayı amaç edinmiş bir siyasi harekettir. ÇDP, tüm demokratik ülkelerin anayasalarında yer alan ’ Anayasal Vatandaşlık ’ tanımını savunur. Anayasal vatandaşlık Türkiye gibi çok birden çok etnik halkın yaşadığı ülkeler için en anlamlı vatandaşlıktır. Anayasal vatandaşlık milliyetçi eğilimlerin dışlayıcılığını ortadan kaldırmak, bütün uluslar ve azınlıklar arasında eşitçe bir düzenin kurulması için kullanılan bir tanımdır. Bu tanımla, azınlıkların kendi aidiyetlerini korumaları mümkün olmuştur. Anayasal vatandaşlık tanımı, etnik, ulusal, dinsel, mezhepsel, kültürel bir öğeye dayanmaz. Bu tanımda öncelikli ve imtiyazlı herhangi bir ulus ve etnik bir grup yoktur. Türkiye’de ki, vatandaş olan herkesin Türk kabul edildiği anlayış, Türk ulusal ve etnik yapısına tanınan imtiyaz, anayasal vatandaşlık konseptine aykırıdır. Anayasal vatandaşlıkta çoğulcu değerlerin kabulü esastır. Bu nedenle, devlet toplumu oluşturan gruplara karşı eşit mesafede ve tarafsız durur. Bütün grupların kolektif hakları güvence altına alınır. Anayasal vatandaşlığın başka bir özelliği de, ulusal ve etnik toplulukların gizli ve açık biçimde asimile edilmesinin, baskılanmasının, sindirilmesinin kesinlikle yasaklanmasıdır. Vatandaşlığa ’ Toplumu homojenleştiren ’ tekleştiren, bir etnik ve ulusal topluluğun üstünlüğünü sağlayan bir enstrüman olarak bakılamaz. Aksine bireyin ve toplulukların farklılıkları hukuki güvenceye bağlanır. Bu da çağdaş, çoğulcu katılımcı demokratikleşmeyi hem öngörür hem de kurumlaştırır. Devlet vatandaşın hizmetinde olan bir devlettir. Devlet ulusal ve etnik topluluklardan, dinlerden, mezheplerden, sınıflardan ideolojilerden özerktir. Başka bir deyimle devlet, tarafsız ve ’ ulus üstü ’’ bir devlettir. ÇDP ranta dayalı olmayan, kazancın emeğe dayalı olduğu, milli gelirin adaletli dağıtıldığı bir ekonomi anlayışını savunur. Ezenlere karşı ezilenlerle, sömürenlere karşı sömürülenlerle birlikte hareket eder. ÇDP Türkiye’de Çoğulcu demokrasi anlayışına dayalı olarak kurulan ilk partidir. Türkiye Halkları artık sistemin çoğunlukçu demokrasi anlayışına dayalı siyasi partilere mahkûm değildirler. ÇDP politik yaşamda kadın, erkek eşitliğinden yanadır. Kadınlara pozitif ayrımcılık uygulanmasını savunur. ÇDP gençliğin siyasete aktif katılımını savunur. Gençlere sağlıklı iş imkânları sağlanması için çalışır. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanması için çalışır. Sevgili Çerkesler Soğuk savaşın bitmesi, küreselleşme ve iletişim çağı ulus devletleri zayıflattı ve bunun sonucu olarak ülkemizde de çevre yani taşra merkeze yerleşti ve yeni bir paylaşım düzeni kuruldu. Ne hazindir ki kendisini ulus devletin merkezinde gören Çerkes elitleri Çerkes halkını örgütleyerek siyasallaştırıp taşradan yani çevreden merkeze taşıyacaklarına ulus devleti savundular ve bunun sonucu olarak hem kendileri kaybettiler hem de Çerkes Halkına kaybettirdiler. İşte bu nedenledir ki bu gün ülkemizdeki paylaşım düzeninde tüm toplumsal kesimler örgütlü olarak yer ve pay alırken Çerkesler bu paylaşım düzeni içinde yoklar ve nüfusları oranında paylarına düşeni alamıyorlar. Hem zaten demokrasi ile bütünleşmiş cumhuriyet yönetimleri örgütlü azınlığın çoğunluğu yönetmesi esasına dayanırlar. Eğer örgütlü değilseniz ne sistem içinde var olabilir ne paylaşım düzeninde yer alabilir ne de varlığınızı sürdürebilirsiniz. Artık bu gerçekleri açık bir şekilde görmeli ÇDP içinde bütünleşerek siyasal sistem içinde güçlü bir şekilde yer almalıyız. Çerkes Halkı ve ÇDP Türkiye siyasetinde güçlü bir aktör olmak için gerekli nüfus gücüne sahiptir. Yeter ki biz gücümüzün farkına varalım. Şu da bir gerçektir ki, Çerkes Halkının Türkiye’deki kazanımları Ata vatanımız Kafkasya’ya da pozitif olarak yansıyacaktır. Sevgili Çerkesler, bugüne kadar farklı nedenlerle, farklı siyasi partiler içinde görev almış, oy vermiş olabilirsiniz; Ancak, bugün Çerkeslerin varlık mücadelesinin öncüsü olan bir siyasi partimiz var. Eğer bu ülkede – Çerkes kimliğimizle eşit vatandaş olmak istiyorsak, – anadilimiz Çerkesceyi yaşatmak istiyorsak, – kültürümüzü yaşatmak, varlığımızı geleceğe taşımak istiyorsak, Zaman, ÇDP de bütünleşme zamanıdır. Artık hiç bir Çerkes ÇDP dışında kalmayı hiç bir mazeretle açıklayamaz. ÇDP ile birlikte artık her seçim öncesi Çerkes Halkının, şahsi ikbal beklentileri adına farklı siyasi yapılara istismar ettirilme dönemi sona ermiştir. Çerkes Halkının partisi olan ÇDP 2015 genel seçimlerinde anadili ile müzikleri ile bayrakları ile Türkiye sathında bağımsız adaylarla seçime girecek ve varlık mücadelemize öncülük edecektir. Halkımızı, ÇDP içinde kenetlenmeye ve varlık mücadelemiz ekseninde birleşmeye, örgütlenme sürecimize destek vermeye davet ediyoruz. Konuşmama son verirken hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyor, şükranlarımı sunuyorum. YAŞASIN ÇERKES HALKININ VARLIK MÜCADELESİ! YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ! Continue Reading
Oluşturulma Tarihi Mart 28, 2005 0103Mersin’de Nevruz kutlamaları sırasında Türk bayrağına yapılan saldırıya tepki amacıyla tüm yurtta düzenlenen bayrak gösterileri haftasonu bayrak mitinglerine İstanbul olmak üzere, Tekirdağ, Trabzon, Antalya, Eskişehir, Giresun, İzmir Balçova, Tunceli, Batman’da bayrağa saygı yürüyüşleri yapıldı. Sivil toplum örgütlerinin önderliğinde yapılan yürüyüşlere havanın güneşli olmasının da etkisiyle yediden yetmişe onbinlerce vatandaş katıldı. Sincan’da Ülkü Ocakları üyelerinin Ülkeyi böldürmeyiz’ yazılı bez pankart eşliğinde yaptığı yürüyüşe Fatih Ülkü Ocakları üyeleri de dev Türk Bayrağı ile katıldı. Törene katılan KKTC’deki Milliyetçi Adalet Partisi Genel Başkanı Ata Tepe de dünyanın hiçbir ülkesinde o ülkeye ait bayrağa böyle bir saygısızlık yapılmadığını söyledi. DİDİMBizim İngilizlerAYDIN’ın Didim İlçesi’nde yaşayan İngilizler, Türk Bayrağı’na yapılan saygısızlığa tepki için Altınkum Plajı’nda gösteri yaptı. Bir İngiliz aile de jetski’ye binerek Türk Bayrağı’nı denizde dalgalandırdı. İngiltere’nin Bristol kentinden 6 yıl önce gelerek Didim’e yerleşen Sharon Plenty, Türk bayrağının yanındayız’ dedi. Yaşar ANTER, DHASİVASMinarelere yakıştıSivas’ta tüm ev ve işyerleri bayraklarla donatıldı. Tarihi Çifte Minareli Medrese’ye de dev bayrak asıldı. İki minare arasında dalgalanan bayrak, ziyaretçilerin ilgisini çekti. Eraydın AYTEKİN, DHABATMAN5 binlik yürüyüşBatman’da Bayrağa Saygı Yürüyüşü’ aralarında kamu görevlilerinin de bulunduğu 5 bin kişinin katılmasıyla yapıldı. Güvenlik görevlilerinin şarjörlerindeki bayrak çıkartmaları dikkati çekti. Arif ARSLAN, DHAERZİNCANSahaya indiBayrak gösterileri dün yeşil sahalara da yansıdı. Erzincan’da 2’nci Amatör kümede mücadele eden Akyazıspor ve Kavakyoluspor takımları sahaya büyük boy Türk bayrağı ile çıktı. Recep DEMİRCİ, DHATEKİRDAĞBalkonlar ay-yıldızTüm kent ay-yıldızlı bayraklarla donatıldı. Meslek Lisesi önünde toplanan 20 bin kişi Cengiz Topel Meydanı’na yürürken, apartmanlar bayraklara bürünmüştü. Özkan DİKMEN, DHATUNCELİMunzur coşkusuValilikçe düzenlenen Bayrağa saygı yürüyüşü’ görkemli oldu. Cumhuriyet Lisesi önünden başlayan, 10 bin kişinin katıldığı yürüyüş Munzur Çayı kıyısındaki Celal Doğan Parkı’nda sona erdi. Ferit DEMİR, DHA
bayrağa saygı göstermek amacıyla yapılan davranışlar