belirli bir alanda kendini yetiştirmiş kişinin özelliği
Sözlüğegöre karakter, bir varlığın, kişinin ya da toplumun kendine özgü yapısı; onu benzerlerinden ayıran ana özelliği demektir. ♦ Hikayeci veya romancının, anlatıyı sürükleyecek kişiyi gerçeğe uygun, inandırıcı bir biçimde canlandırmasına karakter çizme (karakterizasyon) denir.
ÇocukBakıcısı. Belirli bir yaşın üzerine gelen çocuklar için bakım ekstra önem arz etmektedir. Bebekleri olduktan sonra bir süre kendileri bakan çalışan anneler bir süre sonra mecburen bu hizmete ihtiyaç duymaktadır. Belirli bir döneme kadar anneleri ile vakit geçiren çocuklar için çocuk bakıcısı bulmak ve bunu ona
Tekniğin Amacı: Yorumlama 1) yaşam stili, 2) mevcut psikolojik davranış ve bunun yönü, 3) hedefler, amaçlar ve niyetler, 4)öznel mantık ve bunun nasıl çalıştığı hakkında farkındalık yaratmayı amaçlar (Murdock, 2013). Ne Zaman Kullanılır: Terapinin her aşamasında ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilir.
SABETAYİSTILGAZ ZORLU, SABETAYİSTLERİ DEŞİFRE EDİYOR: EVET, BEN SELANİKLİYİM Ilgaz Zorlu'nun itirafları Not:Semsi efendi (şimon zwi) torunu "SECRET
Bipolarbozukluk, kişinin hemen her alanda işlevselliğini bozan, oldukça ciddi ek sağlık sorunlarına yol açabilen ve intihar riskini büyük oranda artıran, kronik bir ruh sağlığı hastalığıdır. Hastaların büyük çoğunluğu başlangıçta depresyon tanısı alır ve buna yönelik tedavi girişimleri uygulanır.
Comment Reussir Une Premiere Rencontre Avec Une Femme. Başarı değişken bir kavram olduğu için genel-geçer bir tanımını yapmak mümkün değildir. Ancak başarı genel bir çerçeve içinde "uyumlu ve doyumlu" yaşamak olarak tanımlanabilir. Başarılı olmak için çok çalışmak değil, etkili çalışmak gereklidir. Etkili çalışmak ise; zamanı, belirlenmiş amaçlar ve saptanmış öncelikler doğrultusunda programlı olarak kullanmaktır. Başarılı olmak için amacın açık ve net bir şekilde yapılmış olması ve bu amaca yönelik yıllık, aylık ve haftalık programların yapılması temel şarttır. Çeşitli ölçüler kullanılarak başarılı oldukları belirlenmiş kişiler üzerinde yapılan araştırmalar başarılı kişilerin şu özelliklere sahip olduklarını ortaya koymuştur. KENDİNİ TANIMA ÖZELLİĞİ Başarılı olan insanlar, becerilerinin ve ilgilerinin farkında olan insanlardır. Böylece ilgi duymadıkları bir alana yönelmedikleri gibi, kendilerini "yeterli" hissettikleri alanlardan da en iyi olduklarına yönelirler. Böyle bir tutum, herhangi bir işi, "başladık bir kere..." yada "ne yapalım önümüze bu iş çıktı..." diye bağlanmanın tam tersidir. İlgi duyduğu alanda, becerebileceğine yönelen kişinin kendisine güveni artar, kendisine saygı duyar ve kendinden hoşnut olur. Kendilerinden memnun olan insanlar, iyi sonuçlar yaratırlar. ZAMANI İYİ KULLANMA ÖZELLİĞİ Birçok kimsenin şikayet ettiği gibi, zaman "çok hızlı" değil sabit bir hızla geçer. Başarılı ve başarısız insanlara eşit olarak verilmiş tek şey zamandır. Herkesin günü 24 saat, haftası 7, ayı 30 gündür. Başarılı olanlar, zamanlarını kendi seçtikleri amaçlar doğrultusunda planlı ve düzenli olarak kullananlardır. Başarılı insanlar, önemli olanla önemsiz olanı birbirinden ayırır, zamanlarını işler ve ayrıntılarla değil, "olmazsa olmaz" niteliğindeki öncelikli işlerden başlayarak kullanırlar. AMAÇ BELİRLEME ÖZELLİĞİ Amaç, belirli bir zaman dilimi içinde ulaşılması istenen noktadır. Bunun için daha önce de belirtildiği gibi amacın açık ve kesin olarak tanımlanması ve bunun yazıya geçirilmesi gerekir. Ayrıca bu amaca giden yolun bölümlere ayrılması ve belirli bir zaman dilimleri içinde ne kadar mesafe geçildiğine bakılması yararlıdır. Bu değerlendirme sırasında sebepler ve mazeretler üzerinde değil, somut sonuçlar üzerinde durmak gerekir. Amacını açık seçik belirlememiş bir kişi, dümeni olmayan bir gemiye benzer. DİNLEME VE GÖZLEME ÖZELLİĞİ Etkili konuşmak hiç şüphesiz çok önemli bir niteliktir. Ancak dinleyecek ve müdahale etmeden sükunetle gözleyecek sabra sahip olmak, kişiye bir çok durumda etkili konuşmaktan daha önemli avantajlar sağlar. Dinlemek ve gözlemek, sorulacak bir çok sorunun cevabının kendiliğinden ortaya çıkmasını yardımcı olduğu gibi, olayların doğal akışının bozulmamasına ve böylece edinilecek bilginin gerçeğe daha yakın olmasına imkan verir. SUSMASINI BİLME ÖZELLİĞİ Bu özellik dinlemek ve gözlemek ve gözlemekle bir çok açıdan benzerlik gösterdiği halde bütünüyle aynı değildir. Susmak, insanı sonradan pişman olacağı ve telafi etmek için çaba harcayacağı durumlardan kurtarır. Özellikle problem sırasında ve gerginliğin yaşandığı durumlarda, kişinin ağzından kaçırdıkları sebebiyle sonradan güç durumda kaldığı bilinir. Bir düşünürün söyledikleri bu konuya ışık tutmaktadır; "Söylediğim birçok söz yüzünden başım çok derde girmiştir, ancak şimdiye kadar söylemediğim herhangi bir söz sebebiyle pişmanlık duyduğumu hatırlamıyorum." YARDIM İSTEME ÖZELLİĞİ Başarılı insanların önemli özelliklerinden birisi de gerekli olan yerde ve zamanda yardım istemeyi bilmeleridir. Çok basit ve doğal görüldüğü halde, yardım istemeye cesaret etmek, bunun yerini ve zamanını doğru olarak seçmek ve uygun kişiden yardım istemek gerçekten önemli bir niteliktir. Bazı kimseler yardım istemeden başarıya ulaşmayı önemli bir meziyet olarak görürler. Bu kimselerin unuttukları nokta, başarının tek bir sabit nokta olmadığıdır. Yardım isteyen kişi yolunu kısaltır, var olan enerjisini ve becerisini daha ileriye gitmek için kullanır. Başarılı olanlar şartlardan şikayet etmek, pişmanlık duymak ve hayıflanmak yerine önlerindeki problemi nasıl çözeceklerine bakarlar. Dünyayı ve şartları değiştirmek yerine kendilerini değiştirmeye gayret ederler. Çünkü dış dünyayı değiştirmek için imkanlarımızın ve gücümüzün sınırlı olmasına karşılık, değişikliği kendimizde yapmak konusunda çok daha büyük bir şansa sahibiz. Bir başka ifadeyle başarılı insanlar sebepleri kendi dışlarında değil, kendi içlerinde ararlar ve sonucunu değiştiremeyecekleri durumları kabul edip, problemi çözecek yeni alternatif yollara yönelirler.
Türk Milli Kültüründe Değerler ve Değerlerin Milletleşmeye Etkisi[i] Doç. Dr. Yener ÖZEN[ii] Özet Bugün artık toplumlar yanlızca ekonomik göstergelerle ifade edilen kalkı- naya değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir gelişmeye, maddi tatmine olduğu kadar, manevi tatminde de ilerlemeye ihtiyaç duymaktadırlar. Aslında manevi kalkınma yani kültürel gelişme, maddi kalkınmanın ikinci gücüdür. İkisi arasında biri- birini destekleyen gizli bir akım vardır. İçinde bulunduğumuz asrın insanlığa kazandırdığı en önemli tecrübelerden birisi, kalkınmada sosyal ve kültürel faaliyetlerin de gözardı edilemeyeceği gerçeğidir. Bu nedenle Bu çalışmanın amacı milli ve manevi değerlerimizin Türk kültüründe ki önemine değinerek Türklerin Orta Asya'dan bu yana bu değerler etrafında bir araya gelerek dağılmadan yaşamaları, milli benliklerini ve yapılarını nasıl koruduklarını ortaya koymaktır. Bu amaçta değer ve kültür kavramları, bu milli kültürde değerler konusu. Eski Türklerde töre kavramı var olarak ve günümüzde de halen devam eden milli değerlerimiz. Son olarak milli kültürel değerlerimiz ile maddi ve manevi değerlerimizin milletleşmeye etkisi irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler Değer, Kültür, Milli Kültür, Ahlak, Vicdan Abstract Impact of National Cultural Values and To Values of the Turkish Nation Today, the development of societies not only be expressed in economic indicators, but also social and cultural development, as well as to material satisfaction, spiritual satisfaction also are in need of improvement. In fact, that spiritual development, cultural development, material development is the second power. A secret between the two currents are supporting each other. Save humanity of the century we were in one of the most important experience in development of social and cultural activities cannot be overlooked is the fact. Therefore, this study aims national and spiritual values of our Turkish culture in emphasizing the importance of Turks from Central Asia since around these values come together without diffusing the living, national identity and structure, how it protects is to reveal. In this purpose, values and cultural concepts, values in this issue of national culture. Is the concept of honor in ancient Turks, and still ongoing as our national values. Finally, with our material and spiritual values of our national cultural values influence to nationalization were examined. Keywords Value, Culture, National Culture, Morality, Conscience Giriş Türk milleti yüzlerce yıl boyunca bir arada yaşamış, asla dağılmamış ve özgürlüğünü kaybetmemiş bir millettir. Başka bir milletin boyunduruğu altına girmektense yerini yurdunu bırakıp göç etmiş, devletsiz kalmış ama bu geçici durum çok kısa sürmüş ve hiçbir zaman başsız kalmamış bir millettir. Her yerde çok iyi örgütlenebilen, kurduğu devlet yıkılsa bile bir gecede tekrar kurabilen ve en önemlisi bu milleti bir arada tutan ve birbirine kenetleyen şey ise değerleridir. Özgürlük ve bağımsızlık, töre anlayışı, adalet ve sorumluluk anlayışı, hoşgörü anlayışı gibi değerler bu milleti bir arada tutmuş gelecek yüzyıllara taşımıştır. Emin olabiliriz ki dünya döndükçe yeryüzünde Türkler de var olacaktır ve millet olarak yaşamayı bilecektir. Tüm bu unsurları sağlayan Türklerin milli ve manevi kimlikleriyle özdeşleşmiş birçok değer vardır. Bu değerler Türkleri milletini yaşatacak ve bir arada tutacak, Türkler ise bu değerleri yaşayacak, anlayacak ve gelecek kuşaklara aktaracaktır. Böylece bu döngü sonsuza kadar devam edecektir. 1. Değer Nedir? Değer kavramı Latince kökenlidir. "Kıymetli olmak" veya "güçlü olmak" anlamına gelen "valere" kökünden türetilmiştir ve "genellikle benimsenen, özenilen, önemsenen, üstün tutulan şey" veya "insan için önem taşıyan; insan için geçerli olan" anlamlarına gelir. Bu durumda değer bir şeyin önemini belirleyen somut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık olarak tanımlanabilir Aydın, 2003. Terim olarak "değer" bizim objeleri, insanları, fikirleri, durumları ve hareketleri iyi, kötü, arzu edilen, istenmeyen ve bunun gibi yargılarımızı oluşturan standartlarımızı ve prensiplerimizi ifade eder Halstead & Taylor, 2000169. Çelikkaya 1996168 değeri; bir toplum, bir inanç, bir ideoloji içinde veya insanlar arasında kabul edilmiş, benimsenmiş ve yaşatılmakta olan toplumsal, insani, ideolojik veya ilahi kaynaklı her türlü duyuş, düşünüş, davranış, kural ya da kıymetler olarak tanımlamıştır. Tezcan 1974 14 ise; değerlerin bütün kültür ve topluma anlam ve önem veren ölçütler olduğunu ifade etmiştir. Her toplum kültürü ile vardır ve kültürün temel taşı ise değerlerdir. Değerler bir insanı toplumda yönlendiren veya toplumu biçimlendiren yapı taşlarıdır . Günlük yaşantımızda değerler birey olarak ya da toplum olarak hareketlerimizi, davranışlarımızı belirleyen temel unsurlardır . Değerlerin özellikleri aşağıdaki gibi maddelenmiştir MEB, 2005 87. Değerler toplum ya da bireyler tarafından benimsenen birleştirici olgulardır. Toplumun sosyal ihtiyaçlarını karşıladığına ve bireylerin iyiliği için olduğuna inanılan ölçütlerdir. Sadece bilinç değil duygu ve heyecanları da ilgilendiren yargılardır. Değerler bireyin bilincinde yer alan ve davranışı yönlendiren güdülerdir. Değerlerin normlardan farkı normlardan daha genel ve soyut bir nitelik taşımasıdır. 2. Kültür Nedir? Kültür, günümüzde toplumsal gelişmişlik düzeyini belirlemede en önemli etkendir. Kavramın hem tarihi süreçte, hem de günümüzde farklı tanımlarının yapılmasının değişik nedenleri vardır. Türk aydınları en önemli tartışmalardan birini entelektüel yaşamlarında bu kavram etrafında yapmışlardır. Türkiye'nin tarihi, kültür kavramını oluşturan dil, tarih, gelenekler, ahlak gibi kavramlar açısından zengin bir geçmişi vardır. Kültür, gündelik yaşantımızda sıklıkla karşılaştığımız, öğrendiklerimizi ve paylaştıklarımızı kapsayan, ancak ifade etmekte zorlandığımız, hatta alışkanlıklarımızdan farklı bir biçimde karşımıza çıkan birçok olguyu da açıklamak için kullandığımız kavramların başında gelmektedir. Sınırları oldukça geniş olan ve farklı bilimsel disiplinler tarafından da kullanılan kültür kavramı, üzerinde ortak bir tanıma varılması ihtimali düşük olan kavramlardandır. Zira kültür alanında çalışma yürüten akademisyenlerce üzerinde mutabık kalınan bir tanım olmamakla birlikte iki yüzden fazla kültür tanımının yapıldığı da ifade edilmektedir. Kültür kavramı üzerinde Ziya Gökalp zamanında çıkan tartışmalar güzümüze kadar gelmiş hatta bazı akademisyenlerin bunu Gökalp'in icat ettiğini ancak Gökalp'in bu konuyu eksik bıraktığını da söylemişlerdir Güngör, 1989. Kültür kavramı, etimolojik kökeni itibariyle, üretme/yetiştirme, ekip/biçme anlamına gelen Latince'deki Colere kelimesinden gelmektedir. Bu kavramı ilk kez Voltaire, Fransız Devrimi öncesinde, insan zekâsının oluşumu, geliştirilmesi, yüceltilmesi anlamında kullanarak ona değişik bir anlam yüklemiştir. Kafesoğlu'na göre belirli bir topluluğa ait sosyal davranışlar ve teknik kuruluşlar "kültür"ü meydana getirir. Türk milleti dili, töresi, dini, hukuku, düşüncesi ve hadiseler karşısındaki hususi davranışları ile 4000 yıllık bir kültüre sahiptir Kafesoğlu, 1989 Bilgiç 197918'e göre "Kültür, bir millete şahsiyetini veren, diğer milletlerle arasındaki farkı tayine yarayan, tarihin seyri içerisinde teşekkül etmiş, o millete mahsus maddi ve manevi değerlerin ahenkli bütünüdür." Turhan 197256 ise kültürü şu şekilde açıklar "Kültür, bir cemiyetin sahip olduğu maddi ve manevi kıymetlerden teşekkül eden öyle bir bütündür ki, cemiyet için mevcut her nevi bilgiyi, alakaları, itiyatları, kıymet ölçülerini, umumi atitut, ???? görüş ve zihniyet ile her nevi davranış şekillerini içine alır. Bütün bunlar birlikte, o cemiyet mensuplarının ekseri sinde müşterek olan ve onu diğer cemiyetlerden ayırt eden hususi bir hayat tarzı temin eder." Banarlı, kültür hakkında şunları söyler "Bir milletin medeniyet tarihinde elde ettiği hayat bilgileri, hayat tecrübeleri; milletçe yaratılan ilimler ve sanatlar; büyük millet olarak kazanılan çeşit çeşit kâbiliyetletler ve zaferler, o milletin yeni nesillerinin ruhuna ve kafasına; en kıymetli birer tohum gibi ekilir. Bu mânevî ziraat, bilhassa millî dil, millî tarih ve millî edebiyat vasıtasıyla yapılır." Banarlı, 1985 179 3. Milli Kültür Nedir? Millî kültür, en genel ifadeyle, bir toplumu oluşturan bireylerin çoğunun katılımıyla oluşan kültürdür. Farklı bir anlatımla, bir toplumun yarattığı toplumsal hâsıla içinde yer alan ilişkilerin ortaya koyduğu yapının, mevcut farklılıkları dışlamayan, onları da içerecek bir bütünlüğün ifade ediliş biçimidir. Millî kültür kavramının tam olarak anlaşılması, objektif ve sübjektif anlayış bağlamında ele alınmasıyla mümkün olabilir. Objektif anlayışa göre millî kültür, toplumun büyük bir çoğunluğunun benimsemiş olduğu kültür unsurları ve komplekslerinin bir bütünüdür. Bütünden kastedilen, toplumun büyük bir kesimince kabul edilip uygulanan usûl ve değerlerdir. Sübjektif anlayış ise, millî kültürün nasıl olması gerektiği hakkındaki görüşlerden hareketle, gerçek durum hakkında bir takım değerlendirmeler yaparak şekillenir. Bu değerlendirme, bireylerin dünya görüşü, değerleri, tutumları, kültür ve millet algısı paralelinde kendini gösterir. Güngör, 1982 158. Millî kültürler, belli bir tarihi birikim, tabii şartlar, teknik gelişme ve normal değerlerin uyumlu bir bütünü olarak o toplumun bireylerine anlamlı hayat haritaları sunar. Bu özellikler itibariyle, her toplumun konumu birbirinden kaçınılmaz farklılıklar taşır. Her toplum, kendine ait bir tarihe ve tarihine bağlı olarak milli kültüre sahiptir Bostancı, 1995 12-13. Kafesoğlu'na göre ise; "millî kültür, millet adı verilen canlı organizmanın ruhu ve beynidir. Nasıl ki canlı bir organizma ruhsuz ve bedensiz yaşayamazsa ondan daha da karmaşık olan millet de kültür olmadan yaşayamaz. Bir milletin mal olmuş ruhi değerleri, ahlâki yapısı millî kültüre dayanmalıdır ki bir anlam ifade edebilsin." Kafesoğ- lu, 1995 203. Bir millete kimlik kazandıran, diğer milletlerle arasındaki farkı belirlemeye yarayan, tarih boyunca meydana getirilen o millete ait maddî ve manevî değerlerin uyumlu bir bütünüdür. Bir toplumu millet yapan ve onun bütünlüğünü sağlayan millî kültürdür. Türk milletini ayakta tutan büyük ve sözlü halk kültürüdür. "Köklü milletlerin yeni nesilleri, kendilerini asil tohumlarından yetiştiren atalarının bu kültür miraslarını kaybetmemeğe çalıştıklarını; çünkü bu tohumun kıymetini bilecek mayada, böyle bir ahlâkta, fazilette olduklarını belirten Banarlı, millî kültürün en veciz tarifi olarak Yahya Kemal’in "Kökü mazide olan atiyim" mısrasını göstermiştir Banarlı, 1985 180. Bir milletin kimliğini kazanmasında ve diğer milletlerle ayrışmasında milli kültür en önemli ayırıcı noktadır. Çünkü o millete ait maddi ve manevi değerler, örf, adet, gelenek ve görenekler milli kültürün temelini oluşturur. Bu unsurların oluşumu ise tarih ile eş değer zamanlıdır ve o milletin tarihine paralel gelişir. Bir milletin yok olmasında veya varlığını sürdürmesinde milli kültürün önemi büyüktür. Bunun en güzel örneğini ise yine Türk Milleti kurtuluş mücadelesinde birlik ve beraberliğini sergileyerek göstermiştir. Türk milletinin milli kültür unsurlarının ne kadar güçlü olduğunu anlamak için kurtuluş mücadelesini anlamamız yeterli olacaktır. 4. Türk Milli Kültüründe Değerler İnsan, toplu halde yaşayan ve bebeklik süresi en uzun olan canlı varlıktır. İnsan, içinde doğup büyüdüğü topluma göre şekillenmektedir. Toplumsallaşma, ailede başlar ve bu halka gittikçe genişler. Kültür, toplumları şekillendiren önemli faktörlerden biridir. Kültürün de iskeleti geleneklerdir. Geleneklerini toplumlar, uzun zaman içinde kazanırlar ve değişmeleri de zordur. Milletleri diğer milletlerden ayıran özelliklerin en önemlisi gelenektir. Bir toplumun devamlılığı için geleneklerinin yeni nesillerde yaşatılması önemlidir. Türk toplumunun, bazı önemli gelenekleri şöyle sıralanabilir Dini yaşayışı, sanat gelenekleri, dilin yapısı ve devletsiz kalmama geleneği gibi. Dikici, 2001. Türkler dört bin yıllık tarihi boyunca Asya, Avrupa, Afrika kıtalarına yayılmış büyük bir millettir. Orta Asya'daki anayurttan etrafa yaptıkları sürekli göç hareketleri ile dünya tarihinde ve kültürel değerlerin taşınmasında aktif rol oynamışlardır Kafesoğ- lu, 1989 41. Her toplumu diğerlerinden ayıran bazı farklılıklar vardır. Bu farklılıklar şunlardır; Toplumların; Dilleri Dinleri Yaşayışları Mitolojileri Değerleri Tutumları Gelenek ve görenekleri'dir. Tüm bu değerlerin oluşumu tarih ile eş değerdir. Hiçbir değer kısa bir süre içinde oluşmaz ve oluşumu uzun zaman alır. Böylece o milletin milli kültürünü oluşturan ve değerlere yansıması ile de hayatın akışını yönlendiren bu değerler kültürel milli değerlerin omurgasını, iskeletini oluşturur. Her toplumda, iyi-kötü, güzel-çirkin nelerin uğrunda ölünebileceğini, ne için yaşanabileceğini belirleyen, insanların davranışlarına birer standart koyan değerler vardır. "Değerler davranışlara yön verdikleri ve bir toplumdaki insanlarda ortaklaşa benimsendikleri için davranışlarda benzeşmeye ve dolayısıyla kalıplaşmaya yardım eder" Tan, 1981 37. Değerler, toplumdan topluma değişebilmektedir. Bir toplumun geçmişinde mutlu ve ızdıraplı yaşayışları, o toplumun hayatında büyük etkiler bırakır. Bu etkiler, zamanla toplumda gelenek haline gelir. Bu gelenekler, insan vücudundaki iskelete benzer. Her ulusun kendi yaratılışına göre birtakım gelenekleri vardır. Bu gelenekler ulustan ulusa değişirler." Baltacıoğlu, 1966 10. Türk Dil Kurumu geleneği şöyle tanımlamıştır" Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar, anane." Türkçe Sözlük, 1992 534. İşte bundan dolayı Türkleri bir arada tutan ve Türklerin milli benlik kazanmalarını sağlayarak milli ve kültürel değerlerin oluşmasını sağlayan ana unsur geleneklerdir. Türkleri bir arada tutan ve Türklerin milli benlik kazanmalarını sağlayarak toplumsal değerlerini oluşturan olgulardan biri ise din olgusudur. "Eski Türklerde, gök anlamına gelen ana söz, Tengri idi. Türkler, hiç bir şeyi renksiz söylemezdi. Hele konu böyle kutsal olursa. Onun için, göğe hep rengi ile birlikte Gök Tanrı derlerdi. Eski Türk- çede Tengri hem Tanrı hem de gök manasına gelirdi" Ögel, 1991 701. Türklerdeki gök tanrı, tek Tanrıdır. Batıdaki, özellikle Yunanistan'daki gibi, Tanrı somutlaştırılıp, heykelleri yapılmamıştır. Türklerde, Gök Tanrı düşüncesinin oluşmasını, yaşayışı ve yaşadığı coğrafi çevre ile açıklamak gerekir. Türkler, hayvanlarını otlatan ve 500 mil gibi geniş bir alan içinde hareketli bir hayat yaşayan atlı bir gruptur. Bu alana hâkim olan gökyüzünün sonsuzluğu, yani mavi gök, yerde de kurt ve kartallardır. Ayrıca, bu grupların içinde de belli bir düzen vardı. Evde de baba otoritesi hâkimdi ve çocuğun eğitiminden baba sorumluydu Ögel, 1987 425. Türklerde sonsuzluğa uzanan, bir Gök Tanrı vardır. Türklerin, hakanlık kurması, hakanın tahta geçmesi, Tanrının iradesi ile olur, savaşlarda da onun iradesi ile zafere ulaşılır, Tanrı, insan hayatına müdahale ederdi Kafesoğlu, 1983 285. Oğuz Han devleti oğullarına taksim ederken, "Ey oğullarım! Ben artık yaşlandım; Gök Tanrıya borcumu ödedim" demekle, sevap işlediğine inanıyordu Turan, 1990 57. Türklerin milli benliklerini korumaların da ve milli kültürel değerlerini oluşturmalarında dil en önemli unsurdur. Türklerin bir arada kalmasını sağlayan, yaklaşık dört bin yıllık milli kültürel mirasını kuşaktan kuşağa aktaran ve yeni nesillerin geçmişinden kopmamasını sağlayan en önemli unsur dildir. Türkçe, kısa cümlelere ve güçlü estetiğe sahip bir dildir. Dil en önemli anlaşma ve kültür aktarma aracıdır. Diller, toplumları bir birinden ayıran en önemli özelliklerdendir. Vendryes'e göre dil, toplumla birlikte başlangıç noktası bilinmeyen bir evrimin sonucudur. Dilin iki özelliği vardır. Bu özellikler, bireyin dışında oluşu ve toplumun baskısıdır Vendryes, 1968 15. İnsanlar, dil ile öğrenirler ve nesiller arasındaki bağ da, dil ile kurulur, dil ile duygu ve düşüncelerini ortaya koyar, içini döker, bir bakıma psikolojik olarak da rahatlarlar Mengüşoğlu, 1971 269-270. Mengüşoğlu'na göre, 1971 272-273 "dil hem insanın kendisinin hem de, dünyanın bir aynasıdır. İnsan olmak dilin eseridir". Bir değer olarak “ahlak” Ahlâkî değeri tanımlamadan önce ahlâkın ne olduğu üzerinde durmamız erekir. Erol Güngör, ahlâk deyince sadece "insan davranışlarını anlamaktadır. Ahlâk, "bir inanç ve düşünce sistemidir." "Manevî sistemlerin en ilerisi olan dinler bile, büyük ölçüde birer ahlâk sistemidirler." Ahlâk ne yalnızca bir duygu, ne de yalnızca bir düşünce sistemidir. Ahlâk, insanın doğumu ile birlikte kendisini içinde bulduğu bir disiplin sistemi, bir sosyal kurum niteliğindedir". Hayvanların ahlâkı yoktur. Çünkü ona göre, hayvanların zekâsı "iyi" ve "kötü" kavramlarını doğuracak ve davranışları ceza veya mükâfat ile karşılanacak kadar gelişmemiştir. İnsanlar, ahlâk kaidelerini düşünerek iradeleriyle değiştirebilirler veya ortadan kaldırabilirler. Ahlâk davranışlarının değişik top- lumlarda değişik şekiller alması, onların sonradan öğrenildiğinin en büyük delilidir. Erol Güngör'e göre ahlâk, toplum hayatının olmazsa olmaz türden şartlarından biridir. Çünkü "ahlâk olmazsa toplum hayatı denen şey de olmaz, yani insanlar bir arada yaşayamazlar. Neyin iyi, neyin kötü olduğu hakkında ortak bir anlayış bulunmasay- dı, insanlar arasında düzen ve huzur yerine tam bir kargaşalık hüküm sürerdi." Kılıç, 1998. Ahlaki değerler, diğer değerlerle birlikte, insanın değer sisteminin bir parçasını teşkil eder. Yani her cins değer aynı bütünün birer parçası olmak itibariyle birbiriyle organik bir ilişki içindedir. İnsan davranışları bazı istisnaları hariç onun değerler de dahil olmak üzere kognitif sisteminin bir yansımasından ibarettir Güngör, 1993 56. Önemli bir husus da şudur ki, ahlaki değerler, insanın değer sisteminde apayrı bir bölüm teşkil etmez. Başka cinsten mesela ilmi siyasi değerler ahlak değerleriyle sıkı bir münasebet halindedir ve pekala birer ahlaki değer görünümü alabilir. Mesela başkalarının görüşlerine saygı duymak hem ilmin hem ahlakın gereğidir. Neticede Erol Güngör'e göre ahlaki düşünceyi ve davranışı başka davranışlarımızdan ve düşüncelerimizden ayrı bir bölüm saymamıza imkan yoktur. Ahlaki duygu ve düşünce bütün alanlarla sıkı bir ilişki içindedir. Sonuç itibariyle sahip olduğumuz değerler hayatımızın her noktasını etkilemekte, dahası şekillendirmektedir Güngör, 1993 29. Vicdan Günlük hayatta sürekli, vicdanlı, vicdansız sözlerini kullanırız. Savaşta ve diğer olayların ortaya çıkan görüntüler için "Vicdanları dağladı" deriz. Acaba vicdan denilen şey nedir? Türkben, 2010. Terim olarak, insanın kalbine doğan gizli bir his olup iyilik işlemekten hoşlanan, kötülük etmekten huzursuz olan, iyiyi kötüden ayıran ve seçici bir yapıya sahip olan duygu şeklinde tarif edilmektedir. Vicdan dediğimiz meleke, ancak sıkı ve düzenli bir ahlâk terbiyesi sonucunda meydana gelir, yoksa vicdan insanın doğuştan getirdiği bir yeti değildir Güngör, 2000. Güngör, vicdanın oluşmasını anne-baba, yetiştirici, öğretmen gibi harici kontrol gücünün, bir iç kontrol mekanizması haline dönüşmesiyle açıklamaktadır. Güngör, bu durumun gerçekleşmesi için çocuğun belli bir benliğe ve olgunluk seviyesine ulaşması gerektiğini belirtir. Bu konuda gelişim psikolojisinin verilerine başvuran Güngör, vicdan gelişiminin yedi yaşından sonra başladığına işaret etmektedir Güngör, 1998 46. Ona göre, küçük çocukta vicdan yoktur. Fakat küçük çocuğun hayat tecrübesi, onda teşekkül edecek olan vicdanın kuvvetini belirler. Bu yüzden vicdan herkeste aynı kuvvette değildir. Birtakım insanlar oldukça büyük bir suç işledikleri halde vicdanları onları çok fazla rahatsız etmeyebilir. Aksine bazıları da en ufak bir kabahat işleyince büyük bir suçluluk duygusuna kapılabilirler. İnsanlardaki bu sorumluluk duygusu ve vicdandaki bu gevşeklik veya sertlik, bilhassa çocukluk yıllarında verilen eğitime bağlıdır Güngör, 2000 59. Güngör, davranışlarını belli bir sisteme göre değerlendiren kişide vicdan dediğimiz iç kontrol mekanizması teşekkül etmiş olduğunu iddia etmektedir. Ona göre bu vicdan, bizi hem ahlâkî davranışta tutarsızlıklardan kurtarır, hem de dışarıdan bir kontrol olmadan da ahlâklı davranmamızı sağlar. Güngör'e göre, vicdan denilen bu yeti sayesinde doğru olarak değerlendirilen davranışlar, insanın kendi benliğine karşı iyi ve olumlu duygular beslemesine yol açar. Yanlış ya da "kötü" sayılan davranışlar ise, suçluluk duyguları yaratır. Kuvvetli bir vicdan, insanın kendi benliği hakkında iyi bir sezgi kazanmasıyla, içe bakış metodu sayesinde kendisini daha iyi bilmesiyle var olur Güngör, 2000 64. Hoşgörü Hoşgörü kavramı sözlüklerimizde; her şeyi anlayışla karşılama, olabildiği kadar hoş görme durumu olarak tanımlanarak, müsamaha ve tolerans sözcükleri ile eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Kişinin kendinden farklı düşünen inanç ve davranışlarda bulunan kişilere karşı saygılı, sevecen ve katlanılır olması hali, hoşgörüdür. Görmezden gelme, müsamaha, göz yumma, aldırış etmeme gibi kelimeler de aynı anlamda kullanılmaktadır Türkçe Sözlük, 1988. Osmanlıların hoşgörüleri ister siyaset, ister iyi niyet, isterse kayıtsızlık neticesinde meydana gelmiş olsun; şu gerçeğe itiraz edilemez Osmanlılar, yeni zaman içinde devletlerini kurarken dini, hüviyet ilkelerinin temel taşı olmak üzere koymuş ilk millettir. Ardı arkası kesilmeyen engizisyon işkenceleri lekesini taşıyan asırlar esnasında Hris- tiyan ve Müslümanlar Osmanlı Türklerinin hoşgörüsü altında ahenk ve huzur içinde yaşıyorlardı Sayar, 2002 37. Kültür her toplumun yaşam biçimini belirleyen en önemli unsurdur. Her toplumun gelenek ve göreneklerine, coğrafi ve iklimsel şartlarına göre belirli bir kültürü vardır. Kısaca her millet kendine has bir kültür oluşturur. İşte bu kültürel yapı sayesinde her millet diğerinden ayrılır ve birbirini ötekileştirir. Dünyadaki bu kültürel çeşitlilik elbette ki farklılıkları ve zenginlikleri getirir. Tüm bu unsurların var oluşu ve birbirini yok etmeden dünya üzerinde varlığını sürdürmesi ise hoşgörü ile mümkündür. Türk kültüründe hoşgörüyü çağrıştıran birçok atasözleri bulunmaktadır Gülü seven dikenine katlanır, Hak deyince akan sular durur, Hatasız kul olmaz, Her güzelin bir kusuru vardır, O kadar kusur kadı kızında da olur, Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır, Gülme komşuna gelir başına, Çalma kapıyı çalarlar kapını, İyilik et denize at, balık bilmezse Halik bilir, Kol kırılır yen içinde kalır, İyiliğe iyilik; her kişinin karı kötülüğe iyilik; er kişinin karı Özcan, 2002. Özcan, 200298 göre Anadolu, tarihi seyri içinde birçok sevgi ve hoşgörü kahramanları yetiştirmiştir. Yunus Emre'den, Mevlana'ya Hacı Bekas Veli'den, Nasreddin Hoca'ya kadar birçok tarihi şahsiyet sevgi ve hoşgörünün sembolü olmuşlardır. Bugün bu tarihi şahsiyetler dünyaca tanınmış ve bu özellikleriyle takdir toplamışlardır. Anadolu'da Türk'ün yapısında olan hoşgörü anlayışı tasavvufi anlayışla birleşerek Yunus'ta doruğa ulaşmıştır. Yunus'un birçok şiirlerinde bu anlayış açıkça görülür. Herkese bir gözle bakan Yunus, "Yaratılanı hoş gördük Yaratandan ötürü" diyerek, insana insan olmasından öte Yaratana saygının gereği olarak yaklaşarak hoş görmenin gerekliliğine ince bir hikmetle dikkat çekmiştir. Herkese bir gözle bakan Yunus Emre parolasını ''sevelim sevilelim" şeklinde ifade ederek tüm Dünya insanlarına bu yaklaşımıyla örnek olmaktadır Gelin tanış olalım İşi kolay kılalım Sevelim sevilelim Dünya kimseye kalmaz dipnotluk bilgi Mevlânâ da "cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol, şefkat ve merhamette güneş gibi ol, başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol, hiddet ve asabiyette ölü gibi ol, tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol, hoşgörülükte deniz gibi ol" sözleriyle engin hoşgörüsünü ifade etmiştir. Herkese "Gene gel, gene, ne olursan ol" diyerek kucak açan Mevlana, "Nasılsan öyle gel" diyerek herkesin olduğu gibi kabul edilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Dipnotluk bilgi Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Bey'e kayınpederi de olan âlim Edebali'nin söylediği şu sözler de Türklerdeki hoşgörü anlayışına güzel bir örnektir "Ey Osmancık, beğsın, bundan sonra öfke bize, uysallık sana; güceniklik bize gönül alma sana; suçlama bizde katlanma sende; bundan böyle yanılgı bize, hoş görme sana". Kaynağını mensubu bulunduğu İslâm dininden alan bu sevgi ve hoşgörü kahramanları bu anlayışlarını, Yunus'un "Yaradılanı hoş gördük, Yaratan'dan ötürü" veciz ifadesiyle özetlemişlerdir. Hz. Muhammed'in "Birbirinizi sevmedikçe gerçek mümin olamazsınız" sözünü düstur kabul eden bu şahsiyetler, yine yetmiş iki millete aynı gözle bakmışlar bütün insanlara karşı hoşgörü ve sevgi ile yaklaşmışlardır. Anadolu'da birçok kişinin gönlünde taht kurmuş olan Hacı Bekaş Veli ile ilhamını ve temel sistemini ondan alan Bektaşilik felsefesinde de sevgi ve hoşgörünün ayrı bir önemi vardır. Hacı Bektaşi Veli Anadolu'da engin hoşgörüsü sayesinde insanların gönlüne girmiştir. Onun hayatı incelendiğinde yaşayışında ve düşüncelerinde sevginin ve hoşgörünün çok ciddi bir yeri olduğu görülecektir. Bektaşi teorisinde zorlama ve şiddetten sakınma, bütün insanlara acıma ve şefkat telkin edilir. İyi bir Bektaşi, hareketinde Müslüman ve Müslüman olmayana karşı bir fark gözetmez Noyan, 1995. Türk milletinin hoşgörü anlayışının İslamiyet öncesine ve Türk töresine dayandığını vurgulamıştık. Orta Asya coğrafyasında yüzyılların birikimiyle oluşan İslamiyet öncesi döneme ait zengin Türk kültürü, İslami unsurlarla kaynaştıktan sonra çok daha zengin bir kültürel yapının ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu zengin kültürel yapı içerisindeki en etkin hukuki kurul ise Türk töresidir. Cemiyet içerisindeki bütün değer biçimleri töre doğrultusunda şekillenmiştir. Gerek İslam öncesi Türk kaynaklarından olan Orhun Abidelerinde gerekse Türklerin İslam'ı kabul ettikten sonraki dönemlerde yazılan Kutadgu-Bilig'de Türk töresi dört ana prensip etrafında toplanmıştır. Bunlar Könilik Adalet, Tüzlük Eşit-lik, Uzluk İyilik- Faydalılık ve Kişilik İnsanlık ve Hoşgörü'tir Kafesoğlu, 1998; Sayar, 2002 . Hoşgörü, müsamaha, yabancı itikatlara saygı, Türklerin karakter yapısında vardır. Öztuna, 1998 153. Türklerde hem kendi aralarında, hem de Türk olmayan topluluklar arasında benimsenen fikirlere ve inançlara saygı gösterilmiş, onlara müdahale edilmemiş ve Türk olmayanların gerek fert gerekse millet olarak, görüşlerine inançlarına saygılı davranıl- mıştır Sayar, 2002 3. Türk töresindeki adalet ve hoşgörü prensiplerinin farklı din ve milletten olan fertlere benzer hassasiyetle uygulanması aynı zamanda Türk töresinde demokrasi kavramının çok eskilere kadar gittiğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Nitekim Fatih döneminde yapılan 1477 bir nüfus sayımına göre İstanbul'da bulunan hane sayısı 16 bin 324 olup, bunların 14 bin 803'ü İstanbul denilen tarihi yarımadada, 1521'i Galata'da sakindir. Bu hanelerin 8951'i Müslüman, 3151'i Rum Ortodoks, 1647'si Yahudi, 372'si İstanbul Ermenisi, 348'i Karaman Ermeni ve Rumları, 267 Kefeliler, 31'i ise Çingene'dir. Aynı dönemde Galata'da 535 Müslüman, 592 Rum, Ortodoks Türk-Müslüman nüfustan daha fazla hanenin varlığı Türk hoşgörüsünün tarihi göstergelerinden sadece birisidir Pala, 2009 2. Çok farklı din ve millete ait olan bu haneler yüzyıllarca Türk-Müslüman ahali ile aynı haklara sahip olmuşlardır. Osmanlı Devleti son dönemlerini yaşadığı 19. asırda bile gayri Müslimlere karşı önceki yürüttüğü eşitlik ve hoşgörü anlayışını bozmamıştır. Nitekim II. Mahmut'un şu sözü bunun en güzel göstergesidir. "Ben tebaamın Müslüman'ını camide, Hıristiyan'ını kilisede, Musevi'sini de havrada fark ederim. Aralarında başka güna şekilde bir fark yoktur. Cümlesi hakkın- daki muhabbet sevgi ve adaletin caridir geçerli ve hepsi hakiki evladımdır bu konuda geniş bilgi için bkz. Sayar, 2002 41. Kafesoğlu'na göre ise 1996 86 bir kültürün meydana gelmesi için yalnız maddi imkân ve iktisadi faktörler kâfi gelmez. İnsan unsuru da var olan durumun şekillenmesinde etkili olmaktadır. Aynı şartlar içerisinde yaşayan çeşitli toplulukların kültürlerinde kendini bir şekilde gösteren farklılıklar, insan gruplarının sosyal telakki ve psikolojilerindeki ayrılıktan ileri gelmektedir. Türklerde var olan kültürel yapıyı biçimlendiren unsurlar olarak; inançta tek tanrıcılık, hukukta evrensellik, ailede adalet, mazide tarihilik ve ahlakta alplik'i saymak mümkündür. Türk kültüründe evrensel hukukun yansıması olarak kendini gösteren hoşgörünün izlerini ta Türk siyaset kitabı olan Kutadgu-Bilig'de görmek mümkündür. Bu siyaset kitabında, Türk devletinde halkın meslekler ve meşguliyet sahalarına göre ayrıldığını göstermesine rağmen; asilzadelerden ve kölelerden hiç söz edilmemiştir. Bu durumda açıkça göstermektedir ki Türklerde halk ve idareciler arasında büyük bir hoşgörü anlayışı mevcuttur Kafesoğlu, 1996 62. Türklerde bu adalet ve hoşgörünün olmasına mukabil, Roma ve Bizans başta olmak üzere birçok İmparatorluklarda dini inançlarından dolayı binlerce insanın takibata uğradığı, işkenceler çektiği ve birçok ızdıraba maruz kaldığı bilinmektedir Sayar, 2002 6. Nitekim Moğollarda çeşitli kölelik müesseselerini, İslavlarda meşhur köle ticareti, Mısır'da köle kütleleri, Çin'de ensesine boyunduruk vurularak çalıştırılanlar, Hind'de Payalar, Eski Yunan'da Aristoteles'in "ehli hayvan" ve "canlı alet" dediği ve doğrudan doğruya mülk sayılan insanlar, Eski Yunan'da, Roma'da ve Moğollarda kölelerin yanında esirleri vardı. Sınıfsal yapının göstergesi olan bu sıfatların hiç biri Türklerde olmamıştır Kafesoğlu, 1998 239. Kafesoğlu 1996 87 Türk insanındaki hoşgörü, adalet, eşitlik ve hürriyet düşüncesinin temellerini "Beylik Gururu"na dayandırmaktadır. Nitekim beylik gururu öğün- me vesilesi olmayıp, onun Gök Tanrı'dan kaynak alan üniversal devlet anlayışının gereği olarak, asıl özelliği, her hangi bir karşılık beklemeksizin koruyucu olmasıdır. Türkle- rin hayatında beğ'lerin veya hanların, hâkimiyeti halk adına kullanmaları kendine mahsus özellikler gösterir. Türk insanı, seçkin özellikleri nefsinde toplayan boy veya ildeşi- ne, hâkimiyeti, kendisi adına kullanmak üzere bir şekilde devretmektedir. Türk milleti faklı kültürlere ait değerleri her zaman muhafaza etmesine rağmen, maalesef aynı hoşgörüyü başka milletlerden görememiştir. Bunun en güzel örneği Bal- kanlar'da Ortadoğu'da ve Kuzey Afrika'da görülmektedir. Bu bölgelerde bulunan binlerce Türk İslam eseri Türk milletine duyulan öfkenin bir sonucu olarak yerle bir edilmiştir. Osmanlı devletinin inşa ettiği eserlerin üçte biri Avrupa kıtasında bulunmakta idi. Yaklaşık olarak dört yüz yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalan bu bölgelerde şu an bulunan Türk İslam eserlerinin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu durumun en acı örneklerinden birisi Yunanistan'da yaşanmıştır. Venediklilerin elinde bulunan Girit Adası 1645-1669 yılları arasında süren çetin savaşlar sonrasında Osmanlılar tarafından fethe- dildiğinde ada içerisinde 54 tane kilise ve manastır mevcuttu. Ada, 1897 yılında Yunanlılarla yapılan savaş sonrasında Osmanlının elinden çıktığında yaklaşık olarak 228 yıl kesintisiz Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Bu süre içerisinde ada sınırlarında 105 kilise ve manastır ile 54 tane cami ve mescit var iken, 1897 yılından günümüze kadar geçen 112 yıllık Yunan hâkimiyeti içerisinde adada sadece bir tane cami kalmıştır ki o da harap durumdadır Akgündüz, 2006. Dünya mirası listesinde yer alan dokuz eserimizden birisi olan, 2150 metre yükseklikteki Nemrud Tümülüsü ve heykelleri, MÖ. 69 yılında inşa edilmelerine ve çok tanrılı dinlere ait eser olmalarına rağmen sağlam bir şekilde günümüze kadar gelebilmiştir. Okuma yazma oranının çok düşük olduğu dönemlerde bile bu eserler yok edilmemiştir. Çünkü bu hoşgörü kültürü okuma yazmanın dışında bu milletimizde olan bir olgudur. Bu eserlerin iki bin yıl ayakta kalmaları ve günümüze kadar gelmeleri bu hoşgörü anlayışının dışında başka hiçbir şekilde izah edilemeyeceği kanaatindeyiz. Türk milletinin hoşgörü anlayışı farklı din, dil ve kültürden olan insanları barışla, sevgiyle kucaklayarak birlikte yaşamalarını sağlamıştır. Bütün insanları kucaklayan bu düşünce yerelden ulusala, ulusaldan evrensele yayılarak evrensel bir boyut kazanmıştır. Mevlana'nın bu anlayışı Anadolu kültürel mirasını devralmış bu kültürel mirasa sevgi, hoşgörü mayasını katarak düşüncelerini gelecek kuşaklara, günümüze taşımıştır. Adalet Adalet kelimesi adl kökünden gelir. Sözlükte "düzeltmek, eğri bir yoldan doğru bir yola yönelmek, eşit ve muadil olmak, dengede tutmak, dengelemek, tartmak", aşırılıklardan uzak ve dengeli olmak yahut "insaflı ve doğru olmak, doğru davranmak, zulmetmemek, eşit olmak, benzer yahut ortak olmak eşit davranmak, her şeye hakkını vermek, mutedil olmak, her şeyi yerli yerinde yapmak, istikamet üzere olmak, hakkaniyet" anlamlarına gelir. İdarecileri tarafından her bir ferdi eşit kabul edilen, aynı dili, aynı vatanı paylaşan ve ortak ülküleri bulunan, tek bir bayrak altında birleşen bir milletin, bir kültürün insanları yaşadıkları coğrafyada mutlu olabilmek için sahip oldukları hak ve hürriyetleri isteyecek ve bunu başında bulunanlardan bekleyecektir. Türk tarihinde gelmiş ve geçmiş Türk devletlerinde halkın bu talepleri kamu hukukunu, hükümdarın vazifelerini belirleyen ve cezai hükümleri ile dikkati çeken törenin tatbiki ile yerine getiriliyordu. Aslında bozkırlarda fiilen yaşanan hayatın zamanla hukuki-sosyal değer kazanmış davranışlarını ihtiva eden ve umumiyetle "kanun" manasına alınan töre törü eski Türk sosyal hayatını düzenleyen mecburi kaideler bütününü teşkil etmekte idi Kafesoğlu, 1998 246. Kafesoğluna 1999 göre fütuhat yönünden istisnai bir duruma sahip Türk milleti, ülkeleri kendine bağlamayı, milletleri kendine minnettar bırakmayı bilmiştir. Tarihi Türk zaferlerini, başkalarının istila hareketlerinden kesin farklarla ayıran noktalardan biri de budur. Yabancılar kaba kuvvete dayanarak işgal altında tuttukları memleketleri sömürmekten ve boyunduruklarında inleyen zavallı halka kıyasıya baskı yapmaktan başka bir şey düşünmezken, dünyaca malum kahramanlığı ve ruhunun derinliklerinde saklı insanlık duygularıyla Türkler, manevi yapıları icabı, kendi kılıçlarıyla hatta kendi kanları pahasına, esaret altında kıvranan kütlelere hürriyet ve adalet götürmeğe gayret etmişlerdir. Zaferlerimizin ulvi meyvesi olan cihanşümul Türk efendiliğinin sırrını açıklayan bu husustur ki, Türklerin, her yerde saygı ile karşılanmasını, kurtuluş iksiri bağışlanan mahkûm kavimlerin gönüllerinde sevgiden tahtlar kurmasını sağlamıştır. Türklerde adalet anlayışı törelerinde de keskin bir şekilde gözükmektedir. Güngör'e göre 1992 Türk töresi oldukça sert ve kesin hükümleri ihtiva ederdi. Cezaları ağırdı; ama töre, Türk cemiyetinin belkemiğini teşkil ettiği için hiç kimse bu cezaları haksız ve adaletsiz görmezdi. Töre'nin daima doğru ve adaletli olduğunu herkes baştan kabul ederdi. Çünkü töre, milletin yüzlerce yıllık hayat tecrübesinden süzülmüş kaidelerden ibaretti Güngör, 1992 57. Türk töresinde Kaan dâhil herkes törenin getirdiği kurallara uymak zorundaydı. Kaan'ın yönetiminde adalet temel şartlardan biriydi. Bu durumu Güngör şöyle açıklamaktadır Türk Cemiyetinin temeli aile idi. Aile daha çok anne, baba ve çocuklardan meydana geliyordu. Kadınlar hemen hemen eşit haklara sahipti. Aile, oba, boy, budan ve devlet teşekkül etmiştir. Türkler arasında sosyal sınıf farkı yoktur. Türkler'in en belirgin özelliklerinden biri kuvvetli bir teşkilatçılık kabiliyetine sahip olmalarıdır. Yaşadıkları hayat ta onları hürriyete, istiklale alıştırdığı için hiç bir zaman devletsiz olmamışlardır. Türk Kaanları kudreti Tanrıdan alırlardı. Bir hükümdar Tanrının inayet ve yardımına mazhar olduğu sürece halkına iyi bakar, onu zenginlik ve adalet içinde yaşatırdı. Bunu başaramayan Kaan'dan Tanrı'nın Kut'unu geri aldığı düşünülür ve ona karşı isyan etmek meşru sayılırdı Güngör, 1992. Misafirperverlik Misafirperverlik geleneği Türk toplumunun karakteristik özelliklerinden biri olup yüzlerce yıldır devam etmektedir. Bu nedenle Türk töresinde ve geleneğinde misafiri iyi karşılamak ve ağırlamak, güler yüz göstermek ve onu memnun etmek her Türk insanı için önemli ve zorunlu bir görev sayılır. Orhun Kitabesinde Göktürk Hakanı " Türk milleti az idi çoğalttım, açtı doyurdum, çıplaktı giydirdim, kuşattım " diyerek Türklerin cömertlik ve misafirperverliğini tarihe kaydetmiştir Gökalp, 1978 206. Buna benzer Dede korkut, Dirse Han'ın attan, deveden ve koçtan kestirerek iç oğuz ve dış oğuz beylerine büyük toy ziyafet verip, açların doyurulduğunu, çıplakların giydirildiğini ve borçların ödendiğini belirtmiştir Gökalp, 1978 2002. Türk milli kültüründe misafirperverlik bazen o kadar abartılmış ki, ev sahibi ziyafetten sonra eşini ve çocuklarını alır ve otağından çıkardı. Konuklar ziyafet sahibinin eşyalarını ve mallarını yağma ederlerdi buna yağmalı potlaç denilir. Bu nedenle eski Türkler arasında toy ve şölenler sayesinde fazla fakirlik görülmez, insanlar güzel giyinir, güzel yer ve aralarında fazla borçlu kimse bulunmazdı Gökalp, 1978 2003-2005. Türk töresinde yemeğin yeri ve önemi büyüktür. Bu nedenle sosyal hayatın hemen her safhasında ve sosyal münasebetlerin çoğunda işin sonunda yemek vardır. Doğum, sünnet düğünleri, düğünler, bayramlar, yağmalı ve yağmasız toylar, imece toplantıları, yas ve ölüm olaylarında törelere göre sofralar hazırlanır, yemek çıkarılır, bütün oymak ve köy halkı birlikte yer, birlikte eğlenir veya birlikte acıyı paylaşır Eröz, 1983 106. Türk geleneğinde "tuz-ekmek hakkı" deyimi vardır ki bu da misafirperverlikten ileri gelir. Türk geleneğinde yabancı birine yemek yedirdiğin zaman yada yabancı birinin yemeğini yediğin zaman "tuz-ekmek hakkı" oluştuğuna inanılır. Bundan dolayı Türk töresinde sofrasında yemek yediği ve iyiliklerini gördüğü kimsenin kendisi üzerinde bulunduğu kabul edilen hak ve duygusal borç'a "tuz-ekmek hakkı" denilir. Bunun yolu ise misafir ağırlamak veya misafir olmaktan geçer. Türklerde "tuz-ekmek hakkı" deyimi; dostluk, bağlılık, minnettarlık, şükran, vefa, samimiyet, fedakârlık, mertlik, dürüstlük, cömertlik ve misafirperverliğin sembolleşmiş bir ifadesidir Koca, 1977 60. Türk insanı misafirperverliğe öylesine önem vermiştir ki; kendi imkânlarına göre, evinin en iyi odasını, kullanıma hazır en kıymetli eşyasını, yatılmamış yatağını ve en önemli yiyeceğini misafir için ayırır ve misafiri memnun etmeye çalışır Doğan,2005. Türk kültüründe bir kimsenin evinde misafir olmak için önceden tanışmış olmaya da gerek yoktur. Misafirin ev sahibine uygun olup olmadığı da önemli olmayıp, aynı milletten veya dinden olması da gerekmez. Misafir herhangi biri olabilir. Türk kültüründe misafir her kim olursa olsun hiç fark etmez, misafir onlar için baş tacıdır, Tanrı misafiridir. Bu durum da açıkça göstermektedir ki Türklerin milli değerleri birbirinin tamamlayıcısı ve bütünleyicisidir. Çünkü misafirperverlik hoşgörü anlayışı ile vardır, hoşgörü ise sevgi ve saygı ile vardır. Sorumluluk Sorumluluk sıklıkla rastlanan bir kavram olmasına rağmen çok kafa karıştırıcı ve tanımlanması zor bir kavramdır. Bazı kaynaklar sorumluluğu değer, bazıları sosyal norm, bazıları tutum, bazıları karakter ve bazıları ise kişilik özelliği olarak ele almaktadır Özen, 2001. Türk insanı kendisine, ailesine, milletine, vatanına, inançlarına karşı sorumluluğu olan bir insandır. Bu durum eski Türklerde de böyledir. Bir milleti yok etmenin, dağıtmanın ve birbirinden uzaklaştırmanın bir yolu da sorumluluk bilinci olmayan bireyler yetiştirmektir. Eski Türkler töreler karşısında tüm sorumluluklarını yerine getirir ve birlikte hareket ederlerdi. Bu durum millet olma bilincini ve milliyetçilik duygusunu geliştiren bir unsurdur. Sorumluluk duygusu çocukta küçük yaşta var olan bir duygudur. Ancak bu duygunun aile ve çevre tarafından geliştirilmesi ve içinin doldurulması gerekir. Yani çocuğa en başta soyut gelen bu kavramı çocuk zamanla aileden ve çevreden gördüğü şekilde anlamlandırır ve anlamlandırdığı şekilde de kişiliğine yansıtır. İşte bundan dolayıdır ki çocuğun kendisine, ailesine, milletine, vatanına, inançlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmesinde ailenin ve çevrenin etkisi büyüktür. Toplum olarak bireyler üzerine aldığı sorumlulukları yerine getirdiği oranda insanların birbirine olan güveni artacaktır ve millet olarak kenetlenme gerçekleşecektir. Aksi halde "adam sendecilik" vb. sözler yeni nesillerin hafızasına kazınacaktır. Milleti bir arada tutmanın yolu gelecek nesillere milli kültür ve değerleri aktarmaktan ve yeni neslin hamurunu değerlerimizle yoğurmaktan geçmektedir. Bizler bu konuda ki sorumluluklarımızı yerine getirir ve gelecek nesillere de bunun sorumluluğunu iyi aşılayabilirsek Türk milleti olarak milli değerlerimize sahip çıkmış ve gelecek nesilleri iyi yetiştirmiş oluruz. 5. İnsan ve Değer İnsan diğer yaratıklardan üstün yaratılmış olup bu dünyada sadece fiziki varlığını sürdürmekle yetinmez. Çünkü insanda onu diğerlerinden ayıran ve özel kılan birçok özellik vardır. Mesela insan akıl sahibidir. İnsan aklı sayesinde düşünür, bir amaca sahip olmak ve davranışlarının amacını bilmek ister. Bu noktada değer kavramı devreye girer. Biz insan olarak değerlendirme yaparız ve değerlendirme yaptığımız için insanız. Bu anlamda değer kavramı ile insan oluşumuz arasında çember bir ilişki söz konusudur. Hiçbir değere sahip olmayan insandan söz etmek mümkün değildir. Zira "her insan düşüncesinin, tatmin bulmak için ulaşmak istediği bir ideali vardır." Bu durum insanın varoluşu ile ilgilidir. Dolayısıyla değerler de aslında varoluşsal meselelerdir. Böylelikle insanın değerlerle ve varoluşla ilişkisi bir çember şeklinde devam eder. Şöyle ki değere sahip olmak bir manaya kavuşmak demektir; bu da devamlılığın iksirini temin etmek olup, dairevî bir tarzda değer- mana- varoluş- oluşa devam- değer... şeklinde devam eder Yavuz, 2007. Değerle ilgili bütün sorular ve sorunlar yahut farklı görüşler "değerin kaynağı nedir?" sorusunda toplanır. Bu soru ve bu soruya verilen cevaplar etrafında değer meselesine bakışlar da değişmektedir. Değerin kaynağı noktasında sahip olunan inanç değerin nasıl tanımlanacağını da belirler Kılıç, 2003. 6. İnsanın Değere Yüklediği Anlam ve Bakış Açısı Kimisi değerlerin kaynağını insan ya da toplum olarak görürken, kimisi değerlerin kaynağını aşkın varlık olarak görür. Mesela kişi değeri "öznenin olguya yüklediği kavram" olarak tanımlıyorsa bu durumda değerin kaynağını insan olarak görmektedir Oktay, 2007. Yahut bir kişi değeri "kültürel bilgi; kültürün öğeleri üzerine kurulu ve her zaman bir seçimi vurgulayan şey" olarak görüyorsa bu durumda değerin kaynağının kültür yahut toplum olduğunu kabul etmiş olur. Bu kabule sahip bir kişiye göre de değerler toplumda benimsendiği sürece sonraki nesillere aktarılarak devam eder, ancak benimsenme dereceleri azaldıkça ya kaybolur ya da değer olmaktan uzaklaşırlar Akbaba, 2003. Değerin toplum içerisinde öğrenildiği, toplumun değerlerinin kişiyi etkilediği ve kişide şahsiyet oluşumunu meydana getirdiği doğrudur. Ancak kişinin değerleri toplumdan öğrenmesi başka bir şey, değerlerin kaynağının toplum olması başka bir şeydir. Değer, ilim dalları arasında da farklı şekillerde tanımlanmıştır. Psikoloji ilmi değeri insan davranışlarını yönlendirmesi bakımından inceleyip tanımını da bu yönde yaparken, sosyoloji ilmi değerlerin toplumu nasıl yönlendirdiği veya toplumların değerleri nasıl değiştirdiği noktasından tanımlama yoluna gitmişlerdir. Felsefenin uğraş alanı ise kavram olarak değer ve kaynağı ve mutlak ya da rölatif olup olmadığı noktasındandır Sarı, 2005. Örneğin değeri psikolojik olarak ele alan Allport; değerleri benlikle ilişkili olarak tanımlamaktadır. Bir şeyi değerli görmek demek, onu tercih etmek, ona bağlanmak ve ona ulaşmak ya da onu muhafaza etmek için belli bir çaba ve gayret içerisinde olmak anlamına gelmektedir. Buna göre değerli tutulan şey maddi ya da manevi bir niteliğe sahip olabilir. Ancak onu esas önemli kılan husus, psikolojik olarak ona belli bir değerin atfedilmiş olmasıdır Yapıcı ve Zengin,2003. Değeri sosyal olarak tanımlayanlar ise onu toplumla ilişkilendirir ve "Değerler bir kişinin veya sosyal grubun kabul ettiği standartlar, inançlar veya moral ilkeleridir." Diye tanımlar Sarı, 2005. Değerlere toplumsal açıdan bakacak olursak grubun veya toplumun standartlaştırdığı temel yargılar üzerinden birey hareketlerini kontrol etmekte veya sınırlandırmaktadır. Değerler soyut karakterli kavramlardır. Bir konu hakkında tek tek hüküm bildirmezler. Her olay hakkında tek tek nasıl bir davranış sergilememiz gerektiğini ve neyi yapmamız gerektiğini kesin olarak söylemezler, ancak yapılacak olan şeyler için rehberlik ederler Akbaba-Altun, 2003. Eğer değerler bize her durum karşısında nasıl davranacağımızı bildirselerdi olaylar karşısındaki tutumlarımızdan ötürü sorumlu olmamamız gerekirdi. Kaldı ki böyle bir şeyin olması pek mümkün değildir. Zira yaşamda daima öngörülmeyen durumlarla karşılaşılır Soykan, 2004. Değer kavramı kendileri için ölçü işlevi gördüğü yargı, norm, tutum, eylem, gibi kavramlarda somutluk kazanır Aydın, 2003. Değerler tek başına anlam taşımaktan çok bir değerler sistemi içinde organize olurlar Yapıcı & Zengin, 2003. Değer kavramı ele alınırken iki kavramdan daha bahsetmemiz gerekir. Bunlar bilgi ve inanç kavramlarıdır. Değerler felsefesinde değer- bilgi ilişkisi incelenmiş, bilginin değeri veya değerin kaynağının bilgi olması-olmaması veya bilginin değerlerden arınmış olabileceği olamayacağı noktasında çeşitli fikirler ortaya atılmış ve bu konu felsefenin en tartışmalı konularından biri olmuştur. 7. Değerlerin Kaynağı ve Oluşumu Değerlerin kaynağı meselesinin değerler hakkındaki tartışmalardaki en önemli mesele olduğu muhakkaktır. Değerin tanımlanması, tasnif edilmesi ve değerlerin değişip- değişemeyeceğine dair görüşler değerin kaynağı hakkındaki inançlara dayanır. Değerin kaynağı hakkındaki tartışmaları daha iyi anlayabilmemiz için "değerlerin kaynağı nedir?" sorusunu tam olarak anlamamız gerekiyor. Zira bu sorudan "değere kim değer verdiği için değerlidir? Manası çıkabileceği gibi "değere değer veren değere "niçin" değer vermektedir?" anlamı da çıkabilmektedir. Bu soruyu daha da açarsak iki türlü olarak şöyle ifadelendirebiliriz. "Değer yargısında bulunan, değeri değerli kılan kimdir?" Bu sorunun cevabı insan ve toplum olabileceği gibi insanüstü aşkın bir irade de olabilir. Sorunun ikinci kısmı ise şu şekilde gelmektedir. "Değere değer veren insan, toplum ya da aşkın varlık değer verdiği şeye değerli olduğu için mi değer verir yoksa değer verdiği için mi bir şey değerli kabul edilir?" ya da "Değer, yalnızca bir inançtan, sübjektif bir yargıdan mı ibarettir, yoksa kişilerin inançlarının dışında objektif bir gerçekliği mi temsil etmektedir Özensel, 2003? Bütün bu sorular ve bunun beraberinde getirdiği tartışma yüzyıllar boyunca gerek felsefe gerekse İslamî ilimler alanında tartışılmıştır. Daha açık bir ifade ile bu soru "şeylere kimin değer verdiği" ve "şeylerin özleri itibariyle mi iyi olduğu" yoksa "onlara iyi anlamı yüklendiği için mi iyi kabul edildiği" ile ilgilidir. Bu noktada değerin bizzat uyarıcı objede var olduğu ya da objenin kendi içinde bir değeri olmayıp insanın onu algılamasına göre değerli kabul edildiği şeklinde iki temel görüşün ileri sürüldüğünü görmekteyiz. Birinci varsayıma göre, değer bizzat uyarıcının içinde mevcuttur. Başka bir deyişle, uyarıcı obje, içsel veya mutlak bir değere sahiptir. Bu ise uyarıcı objenin kendisini insana değerli olarak sunduğu anlamına gelmektedir. İkinci varsayım ise, bu görüşün karşısındadır. Buna göre uyarıcı objeler içsel bir değere sahip değillerdir. Dolayısıyla bir objenin değeri ona değer verenlerin algılamalarına bağlı olarak bir anlam kazanmaktadır, yani görecelidir. Bu sebeple birisi için değerli olan şey, bir başkası için değerli olmayabilir. Değerlerin hiçbir gerçekliğe sahip olmadığı, bireylerin kişisel değerleriyle ilgili olmaksızın incelenemeyeceği anlayışı birçok sosyal bilimcide hâkim görüştür. Buna karşılık kişilerin değerleri yerine objelerin birer değeri olduğunu söyleyen Campbell ve Katz gibi sosyal bilimciler vardır. Bu görüşte olanların sayısı giderek artmış ve günümüzde genel kabul görmeye başlamıştır Özensel, 2003. İslamî ilimler sahasında da bu konu "İslam felsefesi" alanında çokça tartışıldığı gibi daha bilinen şekliyle kelami bir tartışma olarak hüsun- kubuh meselesi diye meşhur olan bir tartışma konusudur. Bu konuda Mutezili kelamcılar "bir şey özü itibariyle iyi olduğu için emredilmiş aynı şekilde özü itibariyle kötü olduğu için yasaklanmıştır" görüşüne sahiptirler. Yani Allah'ın bir şeyi emretmesi, yasaklaması, tavsiye etmesi veya etmemesi o davranışta ya da olguda bulunan özellikler sebebiyledir. Bu görüşün devamı olarak objektif bir varoluşa sahip ahlâkî değerler insan aklıyla bilinebilirler Kılıç, 2003. Gazâlî'nin de içinde bulunduğu Eş'ari kelamcılara göre ise; adalet, iyilik, kötülü gibi ahlâkî değerlerin Allah'ın murat ettiği şeyden başka bir manaları yoktur. Bu durumda onlara göre insan davranışları ontolojik olarak tarafsızdırlar. Gazâlî bu durumu eğer değerlerin ontolojik mahiyetleri olsa idi istisna durumlarda kötü şeyler iyi sayılmazlardı diye açıklar. Bu durumda Eş'ari kelamcılara göre ahlâkî değerler ancak vahiy ile bilinir. Yani ahlâkî değerler Allah emrettiği için iyi, yasakladığı için kötüdür Kılıç, 2003. Maturidi kelamcılar ise değerlerin kaynağı konusunda orta bir yol izlerler. Onlara göre değerlerin bir kısmı bizzat iyi ve bizzat kötü olup, bu ikisi arasında bulunanlar da vardır. Bunlardan bir kısmının bilgisine insan aklı ile ulaşabilirken bir kısmı ancak vahiyle bilinebilir Kılıç, 2003. Değerler meselesinde bu konu değerlerin kaynağını tespit etme bakımından önemli olduğu kadar, değerlerin değişip-değişmezliğini belirlemede de önemlidir. 8. Değerlerin Değişebilirliği/ Değişemezliği Değerlerin kaynağı noktasında felsefe tarihinde iki ana çizgi üzerinde durulur. Bunlardan birincisi "değerlerin rölatifliği" diğeri ise "değerlerin mutlaklığı"dır. Değerlerin rölatifliği fikri; değerlerin aynı çağda toplumdan topluma, aynı toplumda çağdan çağa veya aynı toplumda mensup olunan gruplara göre değişmesi demektir. Bu anlayış, Antikçağ septiklerinden, günümüz pozitivistlerine ve tarihselcilerine kadar uzanan bir değer anlayışını ifade eder Toku, 2002. Pragmatistler de değerlerin, zamana, yere ve durumlara bağlı, dolayısıyla göreceli olduğunu iddia ederler. Onlara göre evren sürekli değişmekte olduğundan, değerler de değişmek zorundadır ve insanların kişisel ve sosyal gelişimine katkı yapan şeyler değerli, onların gelişimlerini engelleyen ve deneyimlerini sınırlayan şeyler ise değersizdir. Varoluşçular ise bireye ve seçimine vurgu yaparlar. İnsanların kendi özgür iradeleriyle değer oluşturmaları gerektiğini söylerler. Frankfurt Okulu ise değerlerin toplumda güce göre oluştuğunu söylerler Akt. Akbaba-Altun, 1997. Değerlerin rölativizmini savunanlara göre "Değerlerin en önemli özelliklerinden biri de her şey gibi değişir olmalarıdır Aydın, 2003." Değerlerin mutlaklığı ise; her türlü değerin mutlak olarak doğru ya da yanlış bir gerçekliklerinin olduğu fikrine dayanır. Bu doğruluk ya da yanlışlık insan kanaatlerinden kaynaklanmaz. İşte bu sebeple değerler hiçbir zaman değişmezler. Değerlerin mut- laklığını/nesnelliğini savunanlar, onların toplumdan topluma değiştiğinin, farklı zamanlarda farklı insanlar tarafından farklı şeylerin değerli görüldüğünün farkındadırlar. Ancak bu durumu değişenin, değerler değil; onları algılayan grup ya da bireyler olduğu şeklinde yorumlarlar Toku, 2002. Antikçağ rasyonalistleri ve günümüz fenomenolojistleri bu görüştedirler Toku, 2002. İdealistler de değerleri, değişmeyen ve bütün insanlara uygulanabilir ilkeler olarak görmektedirler. Realistlere göre de doğa yasaları evrensel ve sonsuz olduğundan değerlerin de bunların üzerine oturması gerekir Akt. Sadegül Akbaba-Altun, 1997. Bu değer anlayışına, objektivist değer anlayışı; rölativizmi savunan görüşe ise sübjektivist değer anlayışı denir Toku, 2002. Değerlerin değişe bilirliği meselesi aynı zamanda değerlerin evrenselliği ile de yakından ilgilidir. Evrensel değerler yahut genel geçer değerler dediğimiz zaman, herkesçe uygulanan değil, fakat herkesçe kabul edilen ve benimsenen, ortak akla dayanan kabul edilebilir bir ahlâk anlayışı kastedilir. Değerlerin rölativizmi fikri neticede evrensel değerlerin de olamayacağı fikrini beraberinde getirir. Çünkü eğer değerler farklı kültürler ve toplumlarda değişiyorsa ve değişik ahlâkî normları doğuruyorsa, nihai olarak neyin doğru ya da neyin yanlış olduğuna karar verilemeyeceğini savunur. Bu yaklaşım ne kadar sempatik, liberal görünse de sınırlı olduğu muhakkaktır Çiftçi, 2003. Bu konuya dinlerin bakış açısı ise, diğerlerinden farklıdır. Dine göre ahlâkın kaynağı vahiydir. Bu sebeple dinlere göre değerler değişmezdir. Benimsenip benimsen- memeleri onları değer olmaktan çıkarmaz. İslam dini açısından konuya baktığımızda da kendi içinde farklı düşüncelerle karşılaşırız. İslam dünyasında değerin kaynağı noktasında değer verilen şeyin değerli oluşunun bizzat kavram veya olgunun kendisinden kaynaklandığı ve Allah tarafından değer verildiği için değerli olduğu şeklinde iki farklı görüş vardır. Bazılarına göre ahlâkın kaynağı bizatihi iyi olan şeyin kendisi iken bir başka bakış açısına göre ise Allah'tır. Ancak şu bir gerçektir ki İslam dininde, bu konuda farklı görüşler olsa bile netice olarak ahlâkın insanlar tarafından değer olmaktan çıkarılamayacağı noktasında fikir birliği vardır. Daha açık bir ifade ile İslam dinine göre değerler sosyal değildir. Onlara değer diyen insan ya da toplum değildir. Değer ya bizatihi değerdir veya ona Allah değer verdiği için değerlidir Arslan, 2008. Bu anlamda ahlâkın da mutlak, değişmez ve objektif olduğu düşüncesi ortaya çıkar. Zira ahlâk; değerlerin yahut değer yargılarının toplamından oluşur. Bu noktada ahlâkın kaynağı konusunda da aynı türde tartışmalar söz konusudur. Ahlâkî değerleri böyle bir değerlendirmeye tâbi tutmadan önce ahlâka ona kaynaklık ettiğini bilmemiz gerekir. Ahlâkî değerler, bazı bilimcilerce sosyal değerlerin bir koludur. Böyle bakıldığında diğer sosyal değerler gibi toplum tarafından benimsenme oranı azaldıkça ahlâkî değerler de değişebilir. Ancak ahlâk ve ahlâkî değerlerin kaynağı, dinlerin bakışına göre yine ilahidir ve bu sebeple ahlâk da değişmez. Dolayısıyla bütün büyük dinler inanç ilkeleri gibi ahlâk ilkelerinin de evrensel olduğu iddiasındadırlar. "Evrensel bir ahlâka ulaşmak, bunu iddia eden açısından çok kolay, ancak bütün anlayışları kuşatacak, tüm insanlara hitap edecek bir evrensel ahlâk arandığında çok zordur ve şimdiye kadar başa- rılamamıştır. Bu sebeple üzerinde pek çok insanın mutabık kalacağı evrensel bazı değerlerden söz edebilirsek de evrensel ahlâk düşüncesi daima ütopya olarak kalacak gibi görünmektedir" Oktay, 2007. Evrensel ahlâkî değerlerin olabilirliği/olmazlığı tartışmaları bir yana bugün dünyada evrensel ahlâkın zorunlu hale geldiğini söyleyebiliriz. Zira dünyanın globalleşmesi, insanların ve toplumların birbirleri ile daha çok iletişim içinde olmalarını, bu durum da pek çok yeni sorunu beraberinde getirmektedir. Mesela bir bölgede artan şiddet, globalleşmeden ötürü diğer bölgeleri de etkilemekte, bir yerde nükleer patlama yaşandı ise, bu durum nükleer enerji kullanmayan ülkeleri de etkisi altına almaktadır. AIDS gibi tüm dünyayı tehdit eden hastalıklar yaygınlaşmaktadır Arslan, 2008. Teknoloji büyük bir hızla ilerlerken değerlerde de bir çözülme kendini göstermektedir. Bireyler ve toplumlar kendilerini diğer yerlerde yaşananlardan soyutlayacak veya kendi kendilerine çözüm üretecek durumda değillerdir. Bütün bunlar, geleneksel ahlâk anlayışlarından ve değerlerinden farklı, dünyadaki bütün insanlara hitap edebilecek global ahlâk anlayışını ve global değerleri gündeme getirmektedir Oktay, 2007.Tanımı biraz daha açarsak global etik bütün insanların aynı değerleri benimsemeleri değil, "bireysel ve ulusal etik bilincini aşan, dünyadaki tüm insanları kapsayan etik bir duyarlılığı ve sorumluluğu ifade eder. Yani, bireyin eylemlerinde kendisini tüm insanlığa karşı görevli ve sorumlu bilmesi, aile, kavim ve ulus sınırlarını aşmasıdır Oktay, 2007. 9. Değer Kavramı İle Alakalı Diğer Kavramlar Değer Yargıları İnsanın tüm olumlu eylemleri hakkında kullandığımız üç kelime vardır Doğru, iyi, güzel "İnsanda doğru bilgi için akıl, iyi ahlâksal eylem için vicdan, güzel için hoşlanma duygusu bulunur." Soykan, 2007. Değerler sezgi ile yani duyu ve duygularla kavranır ve önermelerle ifade edilirler. Bu önermelere yani "değerlerin yargı düzeyindeki ifadelerine" "değer yargısı" deriz. Değer hakikatten ayrı olduğu halde, kavram ve önermelerle hakikat diline çevrilir. "Soyutlaştıkça değer kaybolur, somut olarak şu güzeldir deriz. "Üçgen" gibi tam soyut bir kavram için güzeldir diyemeyiz." Demek ki biz sezgi ile hissettiğimiz değeri somut bir biçimde ifadelendirirsek bir "değer yargısı"nda bulunmuş oluyoruz. İşte başlangıçta ifade ettiğimiz insanın eylemleri hakkında kullandığımız üç kelimeden doğru, bilimsel değer için, güzel, estetik değerler için kullanılırken, iyi ise ahlâkî değerler için kullanılır Ülken, 2001. Değer en uygun eylem diline çevrilerek anlaşılır. Mesela "X iyidir." şeklindeki bir değer yargısı, "X tasvip edilendir." veya "X'i yapmalısın." anlamında; "X kötüdür." demek ise "X tasvip edilmeyendir." veya "X'i yapmamalısın." Anlamında kullanılmaktadır Poyraz, 2007. Mutlak anlamda da değerleri iyi-kötü, güzel çirkin, sevap-günah, doğru- yanlış gibi genel kavramlarla ifade ederiz. Değer yargıları bu kavramlarla kurulur. "X iyidir." bir değer yargısıdır. "Bu manada değer yargılarının değiştiğini ama değerlerin değişmediğini söyleyebiliriz. "Namus cinayeti işlemek iyidir." yargısı, "Namus cinayeti işlemek kötüdür." yargısına dönüşebilir. Fakat iyi ve kötü bir değer olarak sabit kalır." "Her değer daima bir hükümle tamamlanır; dolayısıyla değerler, hükümler olarak neyin iyi yapılmalı olduğu, neyin kötü kaçınılmalı olduğu şeklinde tezahür eder." Poyraz, 2007. "Değer daima, bir şeyin "ne"liğini ifade etmeye yarayan hükümler olarak değil; birey veya bir grubun mevcut şartlar altında arzu etmeye, kıymet vermeye, aramaya ve fethetmeye değer bulduğu şeyler hakkında amir duygular ve hükümler doğrultusunu ifade edilir." "Ahlâkî hükümler iki çeşittir. Birincisi ahlâkî yükümlülükleri dile getiren hükümlerdir. "Yalan söylememelisin." gibi. İkincisi değer hükümleridir. "Yalan söylemek kötüdür." gibi." "Ahlâk, insanların olgulara yükledikleri değer yargılarına göre yapa yapa kazandığı alışkanlıklar, huylar olarak tarif edilir. Bu sebeple insanların değer yargıları değiştikçe buna bağlı olarak ahlâkları, alışkanlıkları, huyları yani karakterleri değişmektedir. Bu da kişilik ve kimlik değişimini beraberinde getirmektedir. Bundan dolayı olaylara ve olgulara yüklediğimiz değer yargılarımız hem bireysel hem de toplumsal kimliğimizi korumak için son derece önemlidir." Oktay, 2007. "Değerlerin ölçütleri vatandaşlık görevi, doğru, sevap, toplumsal çıkar, güzel, bilimsel gibi yargılardan oluşur. Bu yönüyle değerler öznel, felsefi, dini, sosyal ve kültürel ölçütlerde olabilmektedir." Sarı, 2005. Değerlerin, tüm felsefe tarihi boyunca öznelci ve nesnelci bakış açılarına göre farklı sınıflamalara tabi tutulmuştur. İşte bu farklı sınıflandırılmalara göre değer yargıları da çeşitlilik kazanır. Mesela; hazcı hedonist değerler; haz ve acı; bilişsel değerler veya bilgi değerleri doğru ve yanlış; ahlâkî değerler iyi ve kötü; estetik değerler; güzel ve çirkin; dinsel değerler; sevap ve günahtır." Özensel, 2003. 10. Değerlerin Ortaya Çıkışı ve Milletleşmeye Etkisi Genel kabule göre inanç değerin kaynağıdır. Çünkü değer inanılan şeydir. Bazı değerlerde ise bilme hâkimdir. "İnanmaya dayanan değerler din ve ahlâk değerleridir ki bunlara aşkın değerler denir." İnanma ekseni değerleri dine bağlar. Bu çerçevede denilebilir ki din-değer ilişkisi karşılıklıdır; değerler dinin dokusunu oluşturduğu gibi din de değerler ortaya koyar. Değerler, özellikle beşeri dinlerin oluşmasında başlı başına bir etkide bulunduğu gibi din de değerlerin bizzat ortaya çıkmasında, varlığını sürdürmesinde ve bir hiyerarşi dâhilinde insan hayatına yön vermesinde etkili olur." Bolay, 2007. Ancak nasıl tanımlanırsa tanımlansın değer kavramından kişinin hayatını, şahsiyetini, sosyal yaşantısını, hatta ölümünü bile etkileyecek bir etken, yani iyi, uygun ve istenen olarak kabul edilen şeyler kastedilir Yapıcı ve Zengin, 2003. Bu anlamda değerler kişiler için ölçü teşkil ederler. Ancak değerler beğenilme derecesine göre de aynı zamanda ölçülendirler Aydın, 2003. Kısaca değerler; genelde ilgi gösterilen, arzu edilen, kişilerin içselleştirerek hayatlarına yansıttıkları ve kişiler üzerinde etkili olan her alanda kendine has olan genelde sosyal ortamda kazanılan soyut kavramlardır Aydın, 2003. Değerler sayesinde insanlar bir arada yaşar ve millet olmanın şuuruna ve bilincine erişir ki burada karşımıza millet ve milliyetçilik kavramı çıkar. Bizi bir arada tutan aynı ülkü uğrunda hizmet etmemizi sağlayan, ülkemizin birliği ve geleceği için birlikte çalışmamızı sağlayan en önemli etken değerlerdir. Bu hususta Milliyetçilikte "birlik" fikri çok önemlidir. Eğer ülke veya yurt işgal edilmişse kurtarılmasında, bölünmüşse bütün milletin memleket içinde bir araya getirilmesinde zemin oluşturur. Ayrıca millet içindeki diğer milletlerinde kardeşliğini vurgulayarak birlikte hareket etmesini sağlar ki tıpkı kurtuluş savaşında olduğu gibi. Değerlerin insanları bir arada tutmasıyla millet oluşur ve bu sayede de devlet oluşur. Not çok hamasi olmuş araştırmanın bilimsel kriterlere oturması için taraflı üsluptan vaz geçilmeli Devleti oluşturan Topluluk millet, Ülke vatan, Devlet kudreti egemenlik ve siyasi örgütlenme olarak sayılan dört temel unsurdan bir tanesi olan "vatan" devletin ikinci temel unsuru kabul edilir. Ülkesi olmayan bir millet, devlet niteliği kazanamaz. Bir devletin var olabilmesi için hudutları belli bir toprağın bulunması mecburidir. Aksi halde o topluluk, bir göçebe güruhu olmaktan öteye gidemez. Özcesi vatan; devlet egemenliğinin veya devlet kudretinin kullanıldığı çevredir Memiş,1998. Burada millet kavramına açıklık getirmemiz gerekiyor. Millet Geçmişte birlikte yaşamış ve gelecekte de birlikte yaşama arzusu gösteren topluluktur. Millet kavramı, devamlılık ve ebedilik düşüncesini ifade etmektedir Memiş,1998. Bizim için millet aynı kültürü paylaşan ve aynı kültür içerisinde yetişen, aynı değerleri özümsemiş ve aynı değerler ile çocuklarını yetiştirmiş ya da yetiştiren bir topluluktur. Erol Güngör'de "Devlet" denen siyasi organizasyonun, milletin maddi ve manevi kültürünü ayakta tutmak; onu yaşatmaktan ve gelişmekten alıkoyacak tehlikeleri ortadan kaldırmak için kurulduğunu ifade eder. Güngör, millet haline gelmek isteyen toplulukların bir an önce siyasi bağımsızlığa kavuşmak için çırpınmalarının nedeninin de bu olduğunu söyler. Bu durum Türkler için daha çok geçerlidir. Çünkü Güngör'ün de belirttiği gibi Türk milleti devletlerini, milli varlıklarının temel direği sayan bir millettir. Milleti ayakta ve bir arada tutan şey ise milli ve manevi değerler ve bu değerlere milletin bağlılığıdır. Kısaca millet olmanın yolu milli ve manevi değerlere bağlılıktan geçer ki bu da bizi milliyetçilik duygusuna götürür ve bu duygu da birleştirir Gökalp, 1975 80. Milliyetçilik, milli kültürü bizzat bir medeniyet kaynağı haline getirmek ve cemiyeti soysuz değişmelerin açık pazaryeri halinden kurtarmak hareketidir. Binaenaleyh milliyetçilik aynı zamanda bir medeniyet davasıdır. Milli kültürümüzün bir medeniyet kaynağı haline gelmesi ve cemiyetin soysuz değişmelere açık pazar yeri haline gelmemesi için bizler değerlerimize sımsıkı sarılmalı ve bu değerler etrafında örgütlenmeliyiz. Bu durum bizi daha güçlü kılacak ve ortaya iradesi yüksek bir millet çıkacaktır Güngör, 2004 100. Bir insan değerlere bağlılığı oranında toplumuna ve milletine bağlanmış olur. Türk milletinin maddi ve manevi değerlerini özümseyen ve onlara sıkı sıkıya bağlı olan bir toplulukta millet olma ve milliyetçilik şuuru kolay oluşur. Bunun en güzel örneği yine eski Türklerde vardır. Türkler törelerine bağlı bir millettir ve bunun yanında göçebe bir yaşam da sürüyorlardı. Göçebe yaşam süren diğer milletlerde yüz kızartıcı suçlar, namus suçları çok fazla yaşanırken Türklerde bu suçlar hiçbir zaman yaşanmamıştır. Çünkü onları bir arada tutan değer töre idi. Töreyi kabul eden kişi törenin kanunlarını da kabul etmiş olurdu. Türkleri bir arada tutmasıyla ve milletleşmesine büyük katkı sağlaması nedeniyle törenin kanunları Türk milli ve manevi değerleri ile de örtüşmekte- dir. Zaten milliyetçilik duygusu da bir millete mensup insanların birbirlerine olan bağlılık duygusundan ileri gelir. 11. Sonuç İnsanların ve milletlerin hayatta başarılı olmalarını sağlayan, bunda etkili olan en önemli faktörler milli kültür ve milli karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk kültürü ve Türk milli karakteri Türkleri büyük hedeflere yönelten, koşturan ve ona ulaştıran esaslardır. İnsanları harekete geçiren zengin milli kültür ve bu kültürle şekil alan sağlam karakterdir. "Eğer milli kültüre sahip değilseniz ve öz benliğinizden çıkmış, binlerce yıllık birikimden meydana gelmiş olan bu değerleri koruyamıyorsanız kolayca asimile edilebilirsiniz" demektir. Milli değerler bir milletin içinde yüzyıllar boyunca gelişerek kültürünün temellerini oluşturan, yaşanan toplum içerisinde doğruluğu kabul edilmiş, toplumun faydasına olan, ekonomik, dini, sosyal, ırki, ilmi, siyasi, tarihi ve kültüre bağlı olan kural ve inançların tümüdür. Bu bakımdan Türk kültürünün evrenselleşmiş bir dili olan ve karakteri, milli değerlerimizin ve milli kültürümüzün devamlılığı, gelecek nesillere aktarımı ve toplum içerisinde yaşatılması için ilköğretim ders programlarında Türk milletinin benliğini ve karakterini bulduğu bu değerlere de mutlaka yer verilmelidir. Türk'ün kendi kimliğini, özde ne olduğunu ve ne olması gerektiğini çözümleme açısından milli değerlere göre şekil alan karakterimiz sarsılmaz bir yapıya sahip olacaktır. Bireyin düzenli ve mutlu bir yaşam sürebilmesi ve toplum içinde bir yer kazanabilmesi, sağlıklı bir karakter gelişimi ile olanaklıdır. Kişiliği oluşturan faktörler temeli olarak ise milli ve manevi değerler ortaya çıkmaktadır. Kaynakça Akbaba Altun, S. 2003. Eğitim yönetimi ve değerler. Değerler Eğitimi Dergisi 1, 1. Akgündüz, A. 2006. Bilinmeyen Osmanlı. Osmanlı Araştırma Vakfı Yayınları. Akurgal, E. 1998. Türkiye'nin Kültür Sorunları, Ankara Bilgi Yayınevi. Arslan, 2008. Sünen-i ebû davud'un edeb bölümünden hareketle Hz. Peygamberin karakter eğitiminde yer alan ahlâki değerler, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Aydın, M. 2003. Gençliğin değer algısı Konya örneği. Değerler Eğitimi Dergisi 1, 3, Baltacıoğlu, 1966. Kültürce Kalkınmanın Sosyal Şartları. İstanbul Milli Eğitim Basımevi. Banarlı, 1985. Tarih ve tasavvuf sohbetleri 4. Baskı. Kubbealtı Yayınları. Başaran, İ. E. 1991. Örgütsel Davranış İnsanın Üretim Gücü. Ankara Kadıoğlu Matbaası. Bilgiç, E. 1979. Kültür Nedir, Ne Değildir? Milli Eğitim ve Kültür Dergisi 1 3, 15-22. Bolay, 2007. Aşkın değerler buhranı, Değerler ve Eğitimi Uluslar Arası Sempozyumu 1. Baskı. İstanbul Değerler Eğitimi Merkezi. Bostancı, M. N. 1995. Toplum, kültür ve siyaset. Ankara Vadi Yayınları. Çiftçi, N. 2003. Kohlberg'in bilişsel ahlak gelişimi teorisi ahlak ve demokrasi eğitimi. Değerler Eğitimi Dergisi 1, 1. Dikici, A. 2001. Geleneklerin toplumdaki yeri ve önemi. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11 2, 251-258. Doğan, C. 2005. Yörüklerin sosyal hayatı. İstanbul Kızılelma Yayınları. Doğan, N. 2007. Kültür sosyolojisi. Ankara Hece Yayınları. Eröz, M. 1983. Milli kültürümüz ve meseleleri. İstanbul Doğuş Yayınları. Gökalp, Z. 1975. Türkçülüğün esasları. İstanbul Türk Kültür Yayınları. Gökalp, Z. 1978. Türk medeniyet tarihi. İstanbul Kültür Bakanlığı Yayınları. Güngör, E. 1989. Dünden Bugünden Tarih-Kültür-Milliyetçilik Ankara Mayaş Yayınları. Güngör, E. 1989. Kültür değişmesi ve milliyetçilik. İstanbul Ötüken Yayınları. Güngör, E. 1992. Tarihte Türkler 3. Baskı. İstanbul Ötüken Yayınları. Güngör, E. 1993. Değerler psikolojisi. Amsterdam Türk Akademisyenler Birliği. Güngör, E. 1998. Değerler Psikolojisi Üzerine Araştırmalar. İstanbul Ötüken Yayınları. Güngör, E. 2000. Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk. İstanbul Ötüken Yayınları. Güngör, E. 2004. Türk kültürü ve milliyetçilik 16. Baskı. İstanbul Ötüken Yayınları. Güvenç, B. 1985. Kültür konusu ve sorunlarımız 2. Baskı. İstanbul Remzi Kitabevi. Kafesoğlu, İ. 1995. Türk milliyetçiliğinin meseleleri 3. Baskı. İstanbulÖtüken Yayınları. Kafesoğlu, İ. 1996. Türk İslam Sentez, II. Baskı. İstanbul Ötüken Yayınları. Kafesoğlu, İ. 1998, Türk Milli Kültürü, 17. Baskı. İstanbul Ötüken Yayınları. Kafesoğlu, İ. 1999. Türk milliyetçiliğinin meseleleri. İstanbul Ötüken Yayınları. Kafesoğlu, İ.1989. Türk milli kültürü. 6. Baskı. İstanbul Boğaziçi Yayınları. Kılıç, R. 1998. Erol Güngör'ün ahlak anlayışı. Felsefe Dünyası Dergi, 27. Kılıç, R. 2003. Ahlakın dini temeli 4. Baskı. Ankara Türkiye Diyanet Vakfı yayınları. Koca, S. 1977. "Tuz ve ekmek". Türk Milli Kültürü Dergisi. Ekim Sayısı, 57-61. Mengüşoğlu, T. 1971. Felsefi Antropoloji. İstanbul Edebiyat Fakültesi Matbaası. Moles, 1983. Kültürün toplumsal dinamiği No 21. İzmir Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları. Noyan, B. 1995. Bektaşilik, Alevîlik Nedir 3. Baskı. İstanbul Can Yayınları. Oktay, A. S. 2004. İslam düşüncesinde ahlaki değerler ve bunların global ahlaka etkileri, Değerler Ve Eğitimi Uluslararası Sempozyumu. İstanbul Değerler Eğitimi Merkezi. Özcan, H. 2002. Doğu Batı Bağlamında Uluslar Arası Türk Dili Ve Kültürü Konferansı Bildirisi. Özen, Y. 2001. Sorumluluk Eğitimi,Nobel Yayıncılık , Ankara. Özensel, E. 2003. Sosyolojik bir olgu olarak değer. Değerler Eğitimi Dergisi 1,3, 217-239. Öztuna, Y. 1998. Tarih Sohbetleri I. İstanbul Ötüken Yayınları. Pala, İ. 2009. Tavan Arası, 9. Baskı. İstanbul Kapı Yayınları. Poyraz, H. 2007. "Değerlerin Kuruluşu ve yapısı" Değerler Ve Eğitimi Uluslar Arası Sempozyumu. İstanbul Değerler Eğitim Merkezi. Sarı, E. 2005. "Öğretmen adaylarının değer tercihleri Giresun eğitim fakültesi örneği", Değerler Eğitimi Dergisi 3, 10. Sayar, M. 2002. Türklerde Dini ve Kültürel Hoşgörü, Atatürk ve Laiklik. Ankara Atatürk Araştırma Merkezi. Sayar, M. 2002. Türklerde Dini ve Kültürel Hoşgörü, Atatürk ve Laiklik. Ankara Atatürk Araştırma Merkezi. Soykan, Ö. N. 2007. "Genel Geçer Bir Ahlak Olanaklı mıdır?", Değerler ve Eğitimi Uluslararası Sempozyumu. İstanbul Değerler Eğitim Merkezi. Tan, M. 1981. Toplum Bilime Giriş. Ankara Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları. Toku, N. 2002. Değerlerin dilemması subjektiflik ve objektiflik", "bilgi ve değer sempozyumu bildirileri". Ankara Vadi Yayınları. Turhan, M. 1972. Kültür Değişmeleri. İstanbul Milli Eğitim Basımevi. Türkben, Y. 2010. Erol Güngör'ün vicdan anlayışı. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 42, 327-332. Türkçe Sözlük Komisyon. 1988. Ankara Türk Dil Kurumu Yayınları. Türkçe Sözlük. 1992. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Ülken, H. Z. 2001. Bilgi ve Değer. Ankara, Kürsü Yayınları. Vendryes, J. 1968. Dil ve Düşünce. İstanbul, Tan Matbaası. Yapıcı, A. ve Zengin, 2003. "İlahiyat fakültesi öğrencilerinin değer tercih sıralamaları üzerine psikolojik bir araştırma", Değerler Eğitimi Dergisi 1, 4. Yavuz, Ş. 2004. "Değerlerin şeceresi, doğası, sınırı ve devamlılığı değerlerin dini ve sosyal karakteri ve sürekliliği", Değerler ve Eğitimi Uluslar arası Sempozyumu. İstanbul Değerler Eğitim Merkezi. - [i] Hikmet Yurdu, Yıl 7, C 7, Sayı 14, Temmuz - Aralık, 2014/2, ss. 59 - 87 [ii] Erzincan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
BEN KİMİM? adlı rehberlik Etkinliği YETERLİLİK ALANI KENDİNİ KABUL Kendini Tanıtan özellikleri Söyler. OKUL ÖNCESİ REHBERLİK PROGRAMI 2012 ETKİNLİK PLANI Etkinliğin Adı BEN KİMİM? Etkinlik türü Rehberlik Bütünleştirilmiş Büyük Grup Etkinliği Yaş Grubu 48-66 Ay Etkinliği Hazırlayan Uzman Psikolojik Danışman Mahmut BEKTAŞ Yeterlilik Alanı- Kazanım ve Açıklaması Yeterlilik Alanı Kendini Kabul Kazanım No 24 Kendini Tanıtan Özellikleri Söyler. Kazanımın Açıklaması Kendisine ait kişisel özelliklerini adı, yaşı, cinsiyeti, ten rengi saç rengi, boyu, göz rengi gibi ayrıca kendisini diğer bireylerden ayıran özellikleri fark etmesi ve ifade etmesi beklenmektedir. Etkinliğin Okul Öncesi Programı 2012 Kazanımları ve Göstergeleri SOSYAL VE DUYGUSAL GELİŞİM Kazanım 1. Kendisine ait özellikleri tanıtır. Göstergeleri Adını, soyadını, yaşını, fiziksel özelliklerini ve duyuşsal özelliklerini söyler. Kazanım 8. Farklılıklara saygı gösterir. Göstergeleri Kendisinin farklı özellikleri olduğunu söyler. İnsanların farklı özellikleri olduğunu söyler. Etkinliklerde farklı özellikteki çocuklarla birlikte yer alır. Kazanım 15. Kendine güvenir. Göstergeleri Kendine ait beğendiği ve beğenmediği özelliklerini söyler. Grup önünde kendini ifade eder. Gerektiği durumlarda farklı görüşlerini söyler. BİLİŞSEL GELİŞİM Kazanım 1. Nesne/durum/olaya dikkatini verir. Göstergeleri Dikkat edilmesi gereken nesne/durum/olaya odaklanır. Dikkatini çeken nesne/durum/olaya yönelik sorular sorar. Dikkatini çeken nesne/durum/olayı ayrıntılarıyla açıklar. Kazanım 2. Nesne/durum/olayla ilgili tahminde bulunur. Göstergeleri Nesne/durum/olayın ipuçlarını söyler. İpuçlarını birleştirerek tahminini söyler. Gerçek durumu inceler. Tahmini ile gerçek durumu karşılaştırır. Kazanım 3. Algıladıklarını hatırlar. Göstergeleri Nesne/durum/olayı bir süre sonra yeniden söyler. Hatırladıklarını yeni durumlarda kullanır. Kazanım 5. Nesne ya da varlıkları gözlemler. Göstergeleri Nesne/varlığın adını, rengini, şeklini, büyüklüğünü, uzunluğunu, dokusunu, sesini, kokusunu, yapıldığı malzemeyi, tadını, miktarını ve kullanım amaçlarını söyler. Kazanım 10. Mekânda konumla ilgili yönergeleri uygular. Göstergeleri Nesnenin mekândaki konumunu söyler. Yönergeye uygun olarak nesneyi doğru yere yerleştirir. Mekânda konum alır. Harita ve krokiyi kullanır. DİL GELİŞİMİ Kazanım 5. Dili iletişim amacıyla kullanır. Göstergeleri Konuşma sırasında göz teması kurar. Jest ve mimikleri anlar. Konuşurken jest ve mimiklerini kullanır. Konuşmayı başlatır. Konuşmayı sürdürür. Konuşmayı sonlandırır. Konuşmalarında nezaket sözcükleri kullanır. Sohbete katılır. Konuşmak için sırasını bekler. Duygu, düşünce ve hayallerini söyler. Duygu ve düşüncelerinin nedenlerini söyler. Kazanım 6. Sözcük dağarcığını geliştirir. Göstergeleri Dinlediklerinde yeni olan sözcükleri fark eder ve sözcüklerin anlamlarını sorar. Sözcükleri hatırlar ve sözcüklerin anlamını söyler. Kazanım 7. Dinlediklerinin/izlediklerinin anlamını kavrar. Göstergeleri Sözel yönergeleri yerine getirir. Dinlediklerini/izlediklerini açıklar. Dinledikleri/izledikleri hakkında yorum yapar. Kazanım 8. Dinlediklerini/izlediklerini çeşitli yollarla ifade eder. Göstergeleri Dinledikleri/izledikleri ile ilgili sorular sorar. Dinledikleri/izledikleri ile ilgili sorulara cevap verir. Dinlediklerini/izlediklerini başkalarına anlatır. Dinlediklerini/izlediklerini resim, müzik, drama, şiir, öykü gibi çeşitli yollarla sergiler. Kazanım 10. Görsel materyalleri okur. Göstergeleri Görsel materyalleri inceler. Görsel materyalleri açıklar. Görsel materyallerle ilgili sorular sorar. Görsel materyallerle ilgili sorulara cevap verir. Görsel materyalleri kullanarak olay, öykü gibi kompozisyonlar oluşturur. MOTOR GELİŞİMİ Kazanım 1. Yer değiştirme hareketleri yapar. Göstergeleri Isınma ve soğuma hareketlerini bir rehber eşliğinde yapar. Yönergeler doğrultusunda yürür. Yönergeler doğrultusunda koşar. Çift ayak sıçrayarak belirli mesafe ilerler. Tek ayak sıçrayarak belirli mesafe ilerler. Belirlenen mesafede yuvarlanır. Belirlenen noktadan çift ayakla ileriye doğru atlar. Kazanım 2. Denge hareketleri yapar. Göstergeleri Tek ayak üzerinde durur. Tek ayak üzerinde sıçrar. Kazanım 5. Müzik ve ritim eşliğinde hareket eder. Göstergeleri Basit dans adımlarını yapar. Müzik ve ritim eşliğinde dans eder. Müzik ve ritim eşliğinde çeşitli hareketleri ardı ardına yapar. Materyaller Bilmece kutusu veya torbası, bilmece kartları, sınıf panosu, hareketli çocuk müzikleri cd’si. Sözcükler Bilmece, pano, kart, Kavramlar Aynı-farklı-benzer, renkler saç ve göz renkleri vb. Ortam Sınıf Ortamı Etkinlik Süreci Öğrenme Süreci Öncesindeki Ön Hazırlık Öğretmen önceden kapaklı kart şeklindeki bilmece kartlarını hazırlar. Hazırlanan bu kartların üst tarafına çocukların belirgin özellikleri yazılır. İç tarafında ise özellikleri belirtilen çocuğun fotoğrafı ya da kendisinin yapmış olduğu bir resim veya sembol bulunur. Hazırlanan kartlar etkinlik öncesinde bilmece kutusuna ya da torbasına konulur. Öğrenme Süreci Öğretmen hazırladığı malzemeleri sınıfa getirir. Öğrencilerin birbirini görecek şekilde birbirine yakın oturmaları sağlanır tercihen U biçimindeki oturma düzeni. Öğretmen elindeki bilmece kutusunu çocuklara gösterir. Öğretmen, çocuklardan özellikleri anlatılan kişinin kim olduğunu bulmalarını ister. Bilmeceler sorulur. Örneğin, “siyah ve seyrektir saçlarım, kahverengidir gözlerim, biraz da göbekliyim, üstelik her zaman gözlük takarım, bilin bakalım ben kimim?” gibi. Öğrencilerin, bilmeceleri bilemedikleri takdirde ipuçları verilir. Bilmeceyi bilen çocuk alkışlanır öğretmen çocuğa sarılabilir, hoş sözler söyleyebilir, iltifat edebilir, farklı özelliklerini belirtebilir. Öğretmen sorunun doğru yanıtını bilen çocuk ya da çocukları sınıfın ortasına alarak onlardan müzik cd’sinde çalan parçaya göre dans etmelerini ister. Diğer çocukların da elleriyle tempo tutmalarını sağlanır. Öğretmen daha sonra başka bir bilmece kartını seçer. Etkinlik tüm öğrencilerin kartları çekilinceye kadar devam ettirilir. Her sorudan sonra müzik parçası eşliğinde dansa devam edilir. Tüm çocuklar etkinlik sonunda hazırlanan panoya bilmece kartlarını yapıştırırlar. Fotoğraflar yüzeyde kalacak şekilde panoya yapıştırılarak bir sınıf panosu oluşturulur. Hazırlanan pano daha sonra sınıf kapısına asılır. Öğretmen öğrencilere şimdi bir bilmece panolarının olduğunu söyler. Bu panonun ne işe yaradığı hakkında öğrencilere sorular sorar. Öğrencilerin verdikleri cevaplardan uygun olanları vurgular. Öğretmen panoyu öğrenciler için sesli olarak bir kez daha okur. Her öğrencinin kendi bilmece kartını bulması sağlanır. Etkinliğin bundan sonraki kısmında öğrenciler kendi özelliklerini söylerler. Örnek olarak “Ben siyah ve seyrek saçlı, kahverengi gözlü, göbekli ve gözlü biriyim. Ben Mahmut Bektaş’ım” örneği verilebilir. Bu şekilde öğrencilerin kendi özelliklerini kendi sözcükleriyle ifade etmeleri sağlanmaya çalışılır. Tüm çocukların ya da istekli çocukların kendi bilmecelerini ve kişisel özelliklerini söylemelerinden sonra, öğretmen herkesin belirli özelliklere sahip olduğunun altını çizer. Hepimizin birbirinden farklı olduğunu ve farklı olmanın güzel olduğunu belirterek etkinlik sonlandırılır. Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar Bilmece kartlarının açık ve anlaşılır biçimde önceden hazırlanması gerekmektedir. Ayrıca öğretmen bu etkinlik sırasında olumsuz bir anlam taşıyacak bir özellik söylememeye ve öğrencilerin de olumsuz nitelemeler kullanmalarını önlemelidir. Ayrıca müziğin başlaması ve bitişi iyi ayarlanmalıdır. Çok uzun parçaların seçilmemesine özen gösterilmelidir. Öğrencilerin dans ederken başkalarına zarar vermemeleri için gerekli önlemler alınmalıdır. Öğrencilerin bilmeceler sırasında hem öğretmeni hem de birbirlerini dinlemeleri sağlanmalıdır. Çocukların bilmecelerde geçen belirgin özellikleri tekrar etmeleri sağlanmalıdır. Değerlendirme Etkinlik sonunda öğrencilere aşağıdakilere benzer sorular sorularak etkinliğin değerlendirmesi yapılır. Biz bu etkinlikte neler yaptık? Hangi arkadaşınızın özelliğini hatırlıyorsunuz? Kendinizdeki hangi özelliği daha çok seviyorsunuz? Annenizin özellikleri nelerdir? Babanızın özellikleri nelerdir? Kardeşinizin özellikleri nelerdir? Birbirimizi tanımak için neler yaptık? Sizinle aynı özelliklere sahip olan kimlerdi? Sizden farklı özelliklere sahip olan kimlerdi? Bu etkinlik sırasında neler hissediyorsunuz? türünden sorular sorulabilir. Ayrıca çocuklarla ilgili başka hangi bilmecelerin üretilebileceği sorulur. Çocuklardan da arkadaşlarının özelliklerini ipucu vererek bilmeceler sormaları istenebilir. Aile katılımı Aileden de evde birbirlerinin özelliklerini vurgulayan bilmeceler sormaları istenir. Yakın aile çevresi de etkinliğe dâhil edilebilir. Önerilen Diğer Etkinlikler Bu etkinlik ayrıca önce öğrencilerin fotoğrafları gösterilerek daha sonra öğrencilerin kendi bilmece sorularını üretmeleri istenerek de yapılabilir. Ayrıca fotoğraf yerine öğrenciler de sırayla ortaya gelerek, onlar hakkında bilmeceler tüm sınıfça birlikte üretilebilir. Uyarlama sınıfta Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan Bir öğrenci var ise Bu etkinlik sırasında çalınan müziklerde hiperaktivitesi olan öğrencinin de dansa katılması sağlanabilir.
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir. Alıntı Misafir adlı kullanıcıdan alıntı arkadaşlar şunların açıklamasını kısa bir şekilde yaparsanız bana çok ardımcı olmuş olacaksınız 1-kişinin kendisiyle iletişimi 2-kişiler arası iletişim 3-grup iletişimi 4-örgütsel iletişim 5-kitle iletişimi iletisim kisinin kendisiyle baslar. Insanin cevresiyle saglikli iliskiler kurabilmesi icin her seyden once kendisiyle barisik olmasi ve kendisini iyi tanimasi gerekir. Dolayisiyla kendini tanima birey icin cok onemli bir olgu olarak karsimiza cikmaktadir. Zira, ancak kendisini iyi taniyan bir kisi gecmis, simdi ve gelecegiyle ilgili dusunsel ve duygusal surecleri dogru ve tutarli bir sekilde degerlendirebilir. Kendini taniyan birey gercek duygu ve dusuncelerinin farkina varabilirken, kendini tanimayan bir kisi ise gercek duygu ve dusuncelerinin ne oldugunu asla anlayamayacaktir. Kendini tanimayan bir kisinin, kendisiyle barisik olmasi da mumkun olmayacagindan, bu tur insanlar her an her seye kizarak, tepki vermeye hazir olduklarindan adeta patlamaya hazir saatli bir bomba konumundadirlar. Bunlarin tepki verdikleri ve kavga ettikleri kisiler ise cogu kez yakin arkadaslari ve aile cevresindeki insanlardan olusmaktadir. Bunlar kendi ic dunyalarinda olup bitenleri bile tam olarak kavrayamadiklarindan, dis dunyayi etkilemek bir yana, kendi disinda gelisen olaylarin kendisini nasil etkiledigini de asla bilemezler. Diger yandan kendini taniyan ve kendiyle barisik olan bir kisi, ic ve dis dunyasindaki tum olaylarin farkindadir. Cevresindeki insanlarin kendisini nasil etkiledigini ve kendisinin de cevresini nasil etkiledigini bilmesi nedeniyle de kendi hayatini yonetebilmektedir. Kisinin kendi ic dunyasini gozlemlemesi, ihtiyaclarinin farkina varmasi, amacina uygun bir sekilde dogru zaman ve yerde dogru tepkiler verebilmesi kendini tanimanin sonuclari olarak karsimiza cikar. Dolayisiyla kendini iyi taniyan ve kendi beden dilini iyi bilen bir kisinin, kendini ifade etme becerisi de geliseceginden, diger insanlarla iletisim kurmasi da kolaylasacaktir. Bir insanin baskalarini sevebilmesinin yolu, kendini sevmesinden ve kendiyle barisik olmasindan gecmektedir. Kendini sevmeyen ve kendiyle barisik olmayan bir insan, ne diger insanlari sevebilecek, ne de onlarla barisik olabilecektir. Kisinin kendini sevebilmesi icin, kendisini dogru deger ve ilkeler cercevesinde gelistirerek saglam bir karakter insa etmesi gerekmektedir. Karakter insa ederek esas temeli olusturamayan biri, diger insanlarla dogru ve saglikli bir iletisim kuramayacagindan, dayanisma icerisinde de olamayacaktir. Dolayisiyla bireyin diger insanlarla dayanisma icerisine girebilmesi icin onemli olan unsur, bilgisi, zekasi ve kullandigi iletisim teknigi degil, kendi karakteridir. Bir baska ifadeyle soz ve davranislarinin bireyin ozunu temsil etmesidir. Kisinin faaliyetlerini belirleyen, degistiren ve surekliligini saglayan bir amaci bulunmaktadir .Bu amac ruhsal hayati sekillendirmektedir. Organizmanin dusunme ve cevreye uyma zorunlulugu bireyin dusunmesine ve hayal kurmasina neden olmaktadir. Ruhsal hayatla ilgili tum olaylar, gelecekteki herhangi bir duruma hazirlik amaci tasimaktadir Bir insanin amacini bilmek, o insanin hareket ve davranislarinin ne anlama geldigini de tahmin edebilmenin kapisini aralamaktadir. Kisinin amacini bilmek amacina ulasmak icin yapmis oldugu hazirliklarin kisi icin ne denli onemli oldugunu anlamayi saglamaktadir. Bu sayede o insanin amacina ulasmak icin nasil bir yol izleyebilecegini de tahmin etmek mumkun hale gelecektir. Dolayisiyla bir insanin amacini bilmek, davranis seklini de onceden kestirmemize yardimci olmaktadir. İki kişi arasında yüz yüze gerçekleşen iletişim. Kişiler arası iletişim genellikle kendiliğinden ve teklifsizdir. İletişimi gerçekleştirenler birbirlerinde sürekli geri bildirim alırlar. Roller görece esnektir. Çünkü taraflar nöbetleşe gönderici ve alıcı olarak iletişimde bulunurlar. Bu iletişimin gerçekleşmesi sırasında bireyler genellikle aynı fiziksel ortam içerisinde bulunurlarMutlu,1994. Gelişen teknolojiyle beraber kişiler telefon ve chat gibi iletişim alanındaki teknolojiden yararlanarak iletişim kurmaktadır. Kişiler arası iletişimi bir şema ile gösterecek olursak; İletişim birey A'dan birey B'ye olduğu gibi aynı şekilde Birey B'den Birey A'ya doğru da olabilir.Usluata, 1991, Burada bireyler arasında sürekli bir geribildirim gerçekleşmektedir. Geribildirimin olmadığı takdirde iletişim gerçekleşmez, iletim gerçekleşir. İletişim çift taraflı iletim ise tek taraflıdır. Kişiler arası iletişimin diğer bir tanımına göre de başkalarını tartıp, varılan yargıya göre davranma sanatıdır.Usluata, bir tanıma göre de kişiler arası iletişimDökmen, kaynağını ve hedefini insanların oluşturduğu iletişimdir. Karşılıklı iletişimde bulunan kişiler, bilgi-sembol üreterek, bunları birbirlerine aktararak ve yorumlayarak iletişimi sürdürürler. Bazı araştırmalara göre ise her türlü iletişimi kişiler arası iletişim saymamak lazımdır. Yapılan bir araştırmaya göre bir iletişimin kişiler arası iletişim sayılabilmesi için 3 şart aranır 1. Yüz yüze olması 2. Katılımcılar arasında bir mesaj alışverişinin olması 3. Söz konusu iletişim sözlü veya sözsüz nitelikte olmasıdır. Örneğin yazışmalar kişiler arası iletişim sayılmaz. Bu çok sayıda tanımın buluştuğu nokta kişiler arası iletişimin psikolojik nitelikli bir bilgi alışverişi olduğudur. Bu arada bir noktayı belirtmekte yarar var; sadece sosyal roller arasında kurulan ilişkiler kişiler arası iletişim değildir. Kişiler arası iletişimin olması için mutlaka o sosyal rolün dışına çıkılmalıdır. Örneğin hoca ile öğrenci arasındaki iletişim sadece derse yönelikse bu kişiler arası iletişim değildir. Ne zaman ki dersin dışına çıkılıp kişisel konulara girilince o zaman kişiler arası iletişim gerçekleşmiş oluyor. Yine bir tanıma göre de kişiler arası iletişim Usluata, başkalarından ayıran özellikler, kişisel tutumlar, düşünceler, beğeniler belirlenecek biçimde bir bilgi alışverişi yapıldığında gerçekleşmektedir. Kişiler arası iletişimin en karmaşık aracı olan konuşma; bilgi aktarma, başkalarının davranışlarını yönlendirmeyle, buyruklarla , kimi kez şakayla, kimi kez saldırgan kırıcı sözlerle karşıdakini etkilemek için kullanılır. Kişiler arası iletişim kendini iki şekilde gösterir. Sözlü ve sözsüz. Sözlü iletişimde konuşma en önemli yeri tutarken sözsüz iletişimde ise , yüz anlamları, göz hareketleri, bedenin duruşu, giyinmeyi , sesin özelliklerini içeren bu iletişim beden dili olarak bilinir.Usluata, Kişinin bedensel duruşu kişinin içinde bulunduğu duygusal durumu açıklayabilir. Örneğin , kızgınlık, ilgisizlik , utanma, kararsızlık vb.Usluata, Grup iletişimi de kişiler arası iletişimi etkileyen önemli bir faktördür. Örneğin aile bir gruptur ve bu grubun içerisinde kişiler arası iletişim gerçekleşmektedir. Grup içerisinde de alt gruplar oluşabilir ve de bunlar daha çok daha derin ilişki içerisinde olabilirlerArkonaç, 1993 Aynı grubun üyesi olan kişiler arasında mutlaka iyi ilişkilerin olması beklenemez. Örneğin sizinle aynı siyasal görüşte olanların oluşturduğu grubun içerisinde hoşlanmadığınız ve iletişim kurmak istemediğiniz kişiler olabileceği gibi sizin karşıt olduğunuz grup içerisinde yer alan fakat çok hoşlandığınız ve iletişim kurmak istediğiniz insanlar da olabilir. Karşıdaki insanla iletişim kurmaya nasıl başlanılacağı, iletişimin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vermeden önce diğer kişinin tutumlarının duygularının kişilik yapısının hakkında bilgi sahibi olunması başarılı bir iletişim için gereken unsurlardandır. Aksi takdirde şakacı bir insana çok ciddi davranırsanız başarısız sonuçlar elde etmiş olursunuz ve o kişiyle iletişimi sürdürmekte büyük güçlüklerle karşılaşabilirsiniz. Bir insanın diğer bir insanla iletişime geçmesinin sayılamayacak kadar çok nedeni olduğu söylenebilir. İnsanlar genellikle bir ihtiyacını karşılamak için iletişimde bulunurlar. Bunun yanında şu nedenlerin de iletişim kurmada etkili olduğu söylenebilir 1. Tanıma insanlar daha önceden tanıdığı kişilerle daha kolay iletişimde bulunurlar. 2. Çekici bulma İnsanın içerisinde çekici bulduğu kişiye karşı daha çok iletişim kurma isteği olduğu söylenilebilir. 3. Zorunluluk bazen bazı işlerimizi görmek için bazı insanlarla iletişim kurmak zorunluluğu doğar. Örneğin kütüphaneden kitap ödünç almak isteyen bir insanın zorunlu olarak kütüphane çalışanları ile iletişim kurması gerekebilir. 4. Benzer özelliklere sahip olma ilgi alanları birbirine yakın olan insanların daha kolay iletişim kurdukları söylenebilir. Örneğin aynı futbol takımının taraftarı olan insanlar daha kolay iletişime geçebilirler. Örgütler insanların gereksinimleri karşısında ortaya çıkan yapılardır. Yeryüzündeki ilk örgütler,insanların birtakım gereksinimlerini karşılamak amacıyla verdiği uğraşlar sırasında,bu ihtiyacını başka birinin ya da birilerinin yardımı olmaksızın karşılayamacağını anlamasıyla ortaya çıkmıştır. 1 Böylece insanlar,sosyal hayatın başlangıçından itibaren bilgi,kabiliyet,güç ve zamanlarının kendi istek ve gereksinimlerini karşılamada yetersiz olduğunu anlamış ve her zaman işbirliği yapma ihtiyacı duymuştur. Bu nedenle de,ortak amaçlarını gerçekleştirmek için belirli yapı,kural ve süreçlerle bağımlı olarak bir araya gelmişlerdir. 2 İnsanların her türlü gereksinimlerini karşılamalarında bireysel çabalarına göre,örgütsel çabaların daha etkili olması nedeniyle,örgütlerin sayısı ve türleri de insan ihtiyaçlarına paralel olarak artmış ve önemli boyutlarına ulaşmıştır. Devletten aileye,kar amaçlı işletmelerden vakıflara,üretim sektöründen hizmet sektörüne değin küçük ya da büyük kar amaçlı ya da kar amaçsız bir takım örgütler oluşmuştur. 3 Sürekli değişim ve gelişim gösteren toplumsal yapı içinde bilginin teknolojik yeniliklerle hızla akışı,insanların ait olduğu örgütlere daha bağımlı hale getirmektedir. Değişsen toplumsal yapı içinde örgütlerde süreç içerisinde değişim ve gelişim göstermişler insanların ihtiyaçlarına yanıt verecek nitelik kazanmaktadırlar. Bu nedenlerle örgüt toplumla bir denge sağlamalıdır. Bu yapı örgütte açık bir sistem ve karşılıklı etkileşim sağlamaktadır. Örgütler de biyolojik ya da mekanik sistemler gibi bir çok parçadan oluşmuş birer toplumsal sistemlerdir ve bunlar diğer açık sistemler gibi çevreden girdi alıp onu işleyen ve çevreye çıktı veren birere açık sistemdir. Bu özelliği ile örgütler toplumla karşılıklı etkileşimi yerine getiren bir fonksiyona da sahiptirler. 4 Örgüt özünde bir grup insanın belli amaçlar doğrultusunda tasarlanmış işbirliğine dayanan birlikteliği ile oluşan toplumsal bir sistemdir. İnsanları bir araya getirecek ve birbirleriyle etkileşim içinde bulunmalarını sağlayacak temel unsur “ortak amaç” belirli hedeflere ulaşmada “biçimsel yapı” içinde bir araya geldiklerinde örgütü yaratmış olurlar 5 Aileler,cemaatler,küçük gruplar,arkadaş grupları gibi,üyeleri arasında etkileşimin,üyelerin birbirine karşı besledikleri duygularını,her üyenin rolünü,faaliyet ve görevlerinin zamanla oluşup geliştiği örgütler sosyal örgütlerdir. Sosyal yaşamın tüm etkileşimlerinde yer alan iletişim olgusu,çağın hızla değişen rekabet ortamlarında yer alan örgütler açısından da büyük önem taşımaktadır. Örgütler,”üretim” için bir araya gelmiş,değişik görüş ve bilgilere sahip,farklı ama ortak amaca ulaşmak için bir birlerine bağlayan örgütsel iletişimin sistemleri ise üretime yönelik,uzlaşmayı salamaya yönelik sistemlerdir. Daha geniş bir acıdan bakıldığında ,örgütler,yalnız üretime yönelik örgüt içi işbirliği ve ortak görüş sağlama çabasının dışında “dış dünya” ile ilişki kurma çevreden aldıkları bilgiyi örgüte içindeki bilgi işlem merkezlerine aktarıp bir strateji oluşturarak belirsiz,rekabetçi ve dinamik çevre şartlarına uyum gösterebilme çabasının da içerisindedirler. Gerek örgüt içerisindeki uyum,ortak görüş ve koordinasyon sağlamaya,gerekse de örgüt dışı adaptasyon ve bilgi giriş çıkışına yönelik bu eylemlerdeki başarı,örgütlerde etkin bir iletişim oluşturmakta saklıdır. 6 Bu nedenle örgütlerde iletişimin önemi her geçen gün artmaktadır. Teknolojinin gelişmesi ile hızla gelişen iletişim akışı,örgütlerin büyümesi ve karmaşık hale gelmeleri,alanlarına göre uzmanlaşması öğütlerde iletişimin öneminin artmasının etkenleridir. İletişim,örgütlerde yöneticilerin doğru kararlar almalarına yardım eden temel bir öğedir. Özellikle yöneticilerin yetki boyutlarının diğer işgörenlerle göre oranla geniş olması ve alacağı kararların işletmenin geleceğini doğrudan etkileyecek olması,yöneticilere verilen bilgilerin doğru olmasını gerekli kılmaktadır. Aksi taktirde,yöneticilere verilecek yanlış ve eksik bilgiler işletmelerde çalışan tüm işgörenlerin çalışmalarını bozacağı gibi işletmeyi olumsuz yönde etkileyecektir. 7 Örgüt amaçlarının belirlenmesinde ve bu amaçlara ulaşılabilmesi için,örgütte bir iletişim sisteminin kurulmasına gereksinim vardır. İletişim sisteminin statik durumdan dinamik duruma gelişini ise,iletişim araçları sağlar. Örgüt içinde etkili iletişimin meydana gelmesinde kullanılan yöntem ve araçların önemi büyüktür. Örgüt olgusunu yaratan ve örgütün bis sistem olarak işleyişinde,örgütteki tüm öğeleri birbirine bağlayarak bütünlüğünü sağlayan iletişim sürecidir. Bu süreç,örgüt içinde çeşitli nedenlerle bağlı olarak tam anlamıyla işletemediğinde bireyi ve dolayısıyla öğütteki olumsuz yönde etkileyebilecektir. Örgüt içinde etkin iletişimi engelleyen faktörler başlıca dört ana grupta toplanabilinir. Bunlar; işgörenden kaynaklanan,yöneticiden kaynaklanan,örgüt yapısından kaynaklanan ve fiziksel ortamdan kaynaklanan etmenlerdir. 8 Özetlersek, Toplumsal yaşamda var olmamız ve üretebilmek,bunu davranışlara dönüştürebilmek,ancak iletişim süreciyle gerçekleşir. Bu iletişim sürecinin en karmaşık olanı ise ; “örgütsel iletişim”dir. Çünkü diğer iletişim süreçleri örgütsel iletişim süreci kapsamında gerçekleşir. Bir örgütün başarısı,çalışanlarının örgüt amaçlarının ve hedeflerinin bilincinde olmalarına bağlıdır. Örgütsel iletişim bireyler arasında koordinasyonu sağladığı gibi,aynı zamanda çalışanların bireysel amaçları ile örgütün amaçlarının paralellik göstermesi yönünde mesajlar içerir. Kemal GÖKCAN İnsanlar güncel olayları, kitle iletişim araçları sayesinde öğrenir ve takip ederler. Bu yüzden günümüzde kitle iletişim araçları, yasama, yürütme ve yargı organları yanında dördüncü bir güç olarak kabul edilmektedir. İnsanlar aslında iletişimi, haberleşmeyi yüz yüze yaparlar. Ancak zaman geçip toplum her gün biraz daha karmaşık nitelik kazanınca mesajlar yöneltilecek gruplar büyük genişlik kazanır ve yüz yüze haberleşme, iletişim yetersiz hale gelir; kişinin artık bildiği, tanıdığı komşusuna değil, tanımadığı, ilk ilişkiler içinde bulunmadığı diğer insanlara mesajlar yöneltmesi gerekir. Bu olgudan doğan iletişime tali, ikinci türden iletişim, haberleşme denir. işte bu nitelikteki haberleşmenin bazı tekniklerle, belirli bir teknoloji uygulanarak çoğaltılıp güçlendirilerek, çok sayıda kişiyi etkileyecek biçime getirilmesine kitle haberleşmesi mass communication adı verilir ve kullanılan araçlara da kitle haberleşme araçları mass-media denilir. Kitle İletişim Araçları ve daha fazlası için tıklayın
Kişinin bir alanda sahip olduğu kabiliyet bulmaca sitemizde tüm resimli çengel bulmaca, kare bulmaca ve diğer bulmaca sorularını bulabilir ve arama bölümünden bulmaca cevapları ulaşabilirsiniz bulmaca çözerken bilmediğiniz cevaplara ulaşarak bunları öğrenebilir ve kendinizi geliştirebilirsiniz ayrıca bulmaca çözmek Alzheimer riskinizi azaltır, Stresi azaltır, Sözlü becerileri geliştirir, Sosyalleşmenizi sağlar. bulmaca cevapları, kelime bulmaca, çengel bulmaca, kare bulmaca, halka bulmaca, bulmaca oyunları, cevapları, cevabı, eş anlamlısı, halk dilinde, halk ağzı, ne denir, parası, para birimi, mecaz, gazetesi, eski dil, eski dilde, bulmaca sözlüğü, mecazen, simgesi, imi, bir tür, tersi, karşıtı, kısa, bir, resimdeki, artist, yazar, oyuncu, sanatçı, mecazi, bulmaca, bulmacada, sözlüğü, anlamı, nedir, 2 3 4 5 6 7 8 9 harfli, ocak, şubat, mart, nisan, mayıs, haziran, temmuz, ağustos, eylül, ekim, kasım, aralık, kim milyoner olmak ister soruları ve cevapları,
belirli bir alanda kendini yetiştirmiş kişinin özelliği